Ahmet Güntan’ın hâlihazırda video-dadaist olduğunu iddia ettiğimiz videolarına dair bir ek yapmak, videoların sesi, (sesle ilişkili olduğu kadarıyla) sessizlikle hemhâl ve yazının akışı ve görünüş şekliyle bağlı hâlde duyulur kılması hasebiyle zaruri. Güntan’ın Altyazılar dizisine dahil olan videoları arasında, hatta kimi durumlarda onların içlerinde bir örüntü varsa, bulunabilirse, bu, her bir videoyu kateden ve tam mânâsıyla bir gösterge düzeyine yükseltilmemiş transition’larda değil, sesin kullanılma biçiminde aranmalı. Yani “sessel imge”lerde.
Görsel imgeler olduğu kadar sessel imgeler kuran videolar bunlar. Dolayısıyla, uzun lafın kısası, direkt yazacak olursak: Bu videoları birbirine bağlayan, birlikte düşünmeyi sağlayan tek şey altyazılar değil, görüntünün apaçık “kötü”lüğü de değil (poor image), hatta, tekrarlarsak, aşırı vurgulanması nedeniyle bir vurgu olmaktan çıkmış transition’lar da değil, daha ziyade, basitçe sesin, sessizlik ve yazıyla koşullu vaziyette düşünülmesini sağlamış (ve sağlayan) bir video-düzenleme biçimi. Bir tür videosonoloji.
Güntan sesle ne yapıyor? Basitçe: Onu sessizliğe açıyor; yazıyla (“görüntü için”) koşullanmışlığının altını çiziyor; videodan kimi zaman tamamen soyarak, çıkartarak, yazıdan ya da yazıyı malzeme hâline getiren videodan, kesmeler arasında gelişen video-filmden türetiyor. Diğer bir deyişle, ses ses olarak kalmıyor Altyazılar’da, bir nevi eşlenikleri ya da uzantıları olan sessizlik ve yazıyla da kavuşuyor.
Örnekleyelim, açıklayalım. Mesela Fear the Walking Dead.’de siyah-beyaz “plan-kare”ler (Güntan’ın yamuk çekimlerine bu adı koyuyoruz, zira hem görülen planı parçalı olarak gösteriyor hem de onu videonun dikdörtgenimsi karesine yediriyorlar) bir nevi “sesli altyazı”ların arasına girerek, sesi, yokluğu üstünden duyuran, yazıda tahminen “parantez açmak”la eş olan bir görsel cep veya “görünme tarzı” yaratıyor. Videonun bu kısımları, sessiz olanlar, sesli kısımlarıyla koşut, ama bir yandan da onlardan kopuk. Sanki bir başka, “sesi yitmiş zaman”a aitler. Belki de siyah-beyaz filmle kurulmaları da bundan. İşlevleri ise şu: Zaman ile ses ve sessizliğin bir arada duyumsanacağı bir açıklığı, aralığı, anlık dahi olsa görünür kılmak. Bir ses(sizlik) imi.
Diğer taraftan, SFX’te, açıklayıcı altyazılar, yani closed caption’lar, CC’ler, tam da kurucu işlevlerinden, hatta yegâne fonksiyonlarından koparak, sesten yalıtılarak diyelim, bir imgeye dönüştürülüyor. Böylelikle de, bu bölüm ya da parçasında, tam da tek bir hamleyle, sesi egale ederek iki şey yapıyor Altyazılar: bir, köşeli parantezli altyazıların bir kayda iliştirilmiş olduğunu iyice hissettiriyor (duyduğumuz şey kaydın sesi değil, “kendi gerçekliğimiz”inki, yani Cageci bir müdahale bu) ve iki, bu altyazıları sessiz “ara-şiir”ler olarak atıyor, assign ediyor (imge sesten değil, sese işaret eden yazıdan ileri geliyor). Aynı anda, aynı imgede, sesten söze ve gerisin geriye geçişi billurlaştırıyor yani. Bir “sessel yazı” kısa devresi.
Bir başka yönden bakıldığında, Turşu.’ya gelindiğinde ise operasyon en minimal suretlerinden birini kazanıyor: Bu videoda artık hiçbir ses yok, yalnızca iki film arasındaki altyazıların git-geliyle kurulmuş bir şiir, bir devre-şiir, “turşusu kurulan” bir çift altyazı hattı var. Güntan bu defa sesi hiç mi hiç duymamızı istemiyor, zira ilk kez derdi altyazı-şiir üretmek, hakikaten altyazıyla şiir yazmak, yoksa altyazılarla, şiirin de, imgenin de ayrıca, ek olarak üreyeceği bir görsel-işitsel çevrim yaratmak değil; tam teşekküllü bir video-şairlik icra etmek değil yani. Velhasıl, yine sesin yitimiyle, Altyazılar zeminini, tabanını, kökünü buluyor, kavrıyor: Videoyu saf hâliyle, arı görsellik olarak hammaddesi, “buluntu”su kılan şiir.
Ve son olarak, Türkiye, 2025.’te, bir başka varyasyon, neredeyse Fear the Walking Dead.’tekinin tam tersi olduğunu söyleyebileceğimiz bir operasyon, bir diğer ses-yazı dizisi ortaya konuyor, ki o da açıklayıcı altyazıların, “açıkladıkları” seslerle, art arda, hiçbir sessizliğe mahal verilmeksizin, seri hâlinde görülür-duyulur olması, böylelikle de altyazıların aynı anda iki tür montajı sağlaması.
Birinci montaj: Açıklanan seslerin bir araya getirilişleriyle tam da sağırlar için edindiği işlevi edinmesi, fakat tabii daha yoğun ve kapalı devre bir biçimde; yani yazı-imgeyi bir “film”in parçası olmaktan çıkartarak ve kendi içinde filmselleştirerek (Michael Snow’un So Is This’inde “düz yazı” için yaptığı şeyin sonolojik bir türevi). İkinci montaj: Yalnızca sesleri açıklayan imgelerin takibiyle imgenin yazıdan kurulması değil, ama yazıyı koşullayan seslerin art arda gelişiyle sesin ta kendisinin de ön plana çıkması ve imgeyi bir tür “ses-imge”ye evirmesi; yani imgenin, görüntünün sıkışmışlığında ve yazı-imgeye (soft ya da hard altyazı) odaklılığında, merkezî gönderiminin sese olması, bunun da sesi, plandan plana, bir tür imge kılması (Steina Wasulka’nın Violin Power’da yaptığı şeyin montaj bazlı bir hâli). Yazıyı ve sesi aynı anda imgeselleştiren, onların da birer imge olduğu fark edilir, anlaşılır, kavranır kılan video-temrinler.
Özetle, Güntan’ın bu videolarında söz konusu olanın, sesle ve yazıyla bağlantısında, yeni türde video işlevleri olduğunu düşünüyoruz. Bu işlevler ki, esasında tek bir içeriğe ve hedefe sahip: İmgeyi salt görsel olmaktan çıkarmak ve ona her daim bağlı, bağlantılı olduğu yazınsal ve sessel boyutları da eklemek, daha doğrusu bu boyutlara işaret edecek düzenlemeleri gerçekleştirmek, onları imgeye uygulamak. Bu açıdan işlev kavramı mühim, zira her makine gibi işlevlerden oluşan video, bu bağlamda, şiirselliğin tekelinde ve şairin elinde, bir bakıma “kendi içindeki şiir”i keşfediyor; imgesinin görsel olmayan yönlerini ortaya koyarak. Şiirle kesişerek diyelim.
Bu anlamda şiir, kökensel anlamıyla kavuşarak, poiesis, yani yaratı olmak vasfıyla, esasında videoyu, “görme”ye odaklı bir mecrayı kendi nesnesi ya da yapısının, diyelim ki görme fiilinin veçheleriyle bütünleştiren şeydir. Güntan’ın videoları her ne kadar hiç mi hiç ciddi olmasa da, video üretimi dediğimiz şeyin cıvık doğası (kanonik anlamda ilk video sanatı işi olan Nam June Paik’ın Button Happening’in bir tür prank olduğunu unutmamalı) onları iyice ciddiyetsiz kılsa da, çıktı ciddidir: İmgenin, yazı ile sesin (ve sessizliğin) ya bütünleşik olduğu ya devriyeli bulunduğu ya da birinin pahasına diğerinin varlık gösterdiği niteliklerle bezenmesi. Peki, ne midir bu? Var olan bir kavramın içini tamamen boşaltıp yeniden doldurmamıza izin varsa, bu kavram şu noktaya dek yazdıklarımıza işaret edecek bir şey olarak kabul görebilecekse: Sonograf.
27 Eylül 2026
