Şiir direnirse kazanacak.

Ahmet Güntan’ın altyazı-videolarını, namı diğer Altyazılar’ını Petra Cortright’ın webcam-video-performanslarıyla aynı kefeye koymayı arzu edebilirdik, ama Güntan’ın videoları post-internet estetiğinin alt-limitinde (sallanan, ekrana doğrultmuş, yamuk kamera) yer alsa bile, her hâlükârda Dadacı bir prosedürü takip etmeyi, diyelim ki aleatorik kalmayı sürdürerek bu arzuya daha en baştan ket vuruyor. Bir bakıma “şansa dayalı” videolar bunlar, felsefeden dahi önce şiirin ilgisini çekmiş (Stéphane Mallarmé, şansın nesnel sembolü olarak zarın hareketini şiirin modeli hâline boşuna getirmemişti) o müphem olgunun ta kendisini zorla yazı içertilen bir mecradan (film) zorla çekip çıkartıyorlar. Filmin zoru ile şiirin zorunu kesiştiriyorlar diyelim. Bir çifte zor.

 

Güntan’ı videoları özelinde bir Dadacı olarak sınıflıyorsak, bu, onun bu süper-amatör videolarını tanımlamak için en iyi modelin şapkadan kelime çıkartan biri, herhangi biri olmasıdır, ki bu da onu bir tür neo-Tzara olarak tanımlamak demek, içinde bulunduğumuz “dijital çağ”da. Güntan’ın bu altyazı-videoları nasıl ürettiğinin de bu açıdan bir anlamı ve önemi yok, zira ister önce altyazıları toplasın, ister her bir altyazıyı bir diğerini takiben ve akılda tutarak kayda alsın, isterse de bir başka işlem gerçekleştirsin, koşul ve durum değişmiyor: Şiir, şiir olarak düşünülmeyenden, öyleyse şiir-olmayandan çıkacak, çekip çıkartılacak. Bu örnekte: Filmden, videoyla. Ve mümkün mertebe öngörülmedik bir şekil ve biçimde.

 

Ama aleatorizm nerede? Basitçe, videoların içinde, fikrin kendisinde, şiiri hâlihazırda şiiri tanımlayan şeyle tekrar kavuşturma hâlinde, diyelim ki montajı, filmi de kökten tanımlayan o işlemi şiirle (yeniden) kesiştirme düşüncesinde. Ama tabii, şiir için montajsa da, film için kolaj söz konusu olan, çünkü filmler zaten montajlı, birbirleri arasında kesildiklerinde ise kolajlanmış oluyorlar. Güntan kelime öbeklerini, cümleciklere odaklanarak, kolajın içindeki montajı, o sonsuz küçük cebi keşfediyor: Filmden filme keserek başka bir film üretmek ya da filmler arasında bir örüntü tespit etmek için değil de, filmdeki sözlerden bir şiir türetmek için kesmek. Sinemaya gidip kaçak kayıt alan bir sahte DVD’ci edasında, fakat derinlikten ödün vermeksizin “videolamak” diyelim.

 

A Couple Thousand Short Films About Glenn Gould’da ne yapıyorsa Cory Arcangel, Güntan da onu yapıyor esasında, ama işte, kendisini de ilgilendiren bir aralıkta, bir mikro-boyutta. Bir müziği, bir verili modeli kesip kavuşturarak, dikişlerle üretmek, video-müzikal bir mikro-aralığı keşfetmek değil de, her satırın bir diğeriyle şairin meşrebince kesiştirilebileceği bir formatı icat etmek. Güntan’ın şairliğinin neredeyse özü olan (ve Parçalı Ham’da ilk ve son kez zirvesine varan) “protokolcülük”, Güntan’ın altyazı-videolarında da, dilersek video-şiir de diyebileceğimiz işlerinde de bu açıdan faaldir: Ortada keşfi gerçekleştirilen bir “yapıp etme biçimi” vardır ve tabii birkaç da çeşitleme, gerisi ise izleyene/okuyana kalmıştır. Bir tür elektro-kullan-at şiir ya da DIY-Güntan.

 

Güntan’ın Dadacılığı da, o hâlde, en azından bu videolar özelinde, tam teşekküllü bir “kendin yap”çılıktan ileri gelecektir: Malzemeyi demistifiye etmek, her açıdan. Tristan Tzara da, gazete küpürlerinden kestiği kelimeleri rastgele bir araya getirdiğinde, iki şey yapmış oluyordu ve Güntan’ı şimdi, tam olarak yüz yıl sonra bir Dadacı yapan da aynı iki şey, benzer bir çifte jesttir: Şiir var olmadığını düşündüğünüz yerdedir ve şaire dahi ait değildir; denenir, keşfedilir ve özne aşırı ya da ötesi kılınır. Bu videolar da bunun bir diğer örneği, elektronik bir türevidir, diyelim ki modern şiir sonrasında norm hâline gelmiş düsturun, şiarın medyatik sahada sağlamalarıdır: Şiir şairden önce vardı ve şair olmasa olacak, olana dek. Şairi yaratıcı değil, aracı kılmak.

 

Söz konusu olanın biraz da bir indeks-şiir olduğunu iddia ediyoruz, zira altyazı bu bağlamda bir tür siber-sözce leksikonudur, şair şiir için sözce pick eden kişi, şiiri okuyan da en az şair kadar “bu şiir”i üretmeye kadir, muktedir kimsedir: Bir yeni alıcı-mesaj-verici dinamiği. Güntan’ın altyazı-videoları, öncelikle yazılı ifadeyi bir indeks gibi konumlamaksızın var olmaz, ki bu da normaldir, çünkü “fikir” budur. Altyazılar ki, filmden filme seçilip yeri geldiğinde kullanılacak, yeri geldiğinde de kullanılmayacak basit (yani az bileşenli) bir şiir malzemesi olarak konumlandırılmaksızın, böylesi bir şiircilik, videoculuk, daha doğrusu video-şiircilik ve tabii video-şairlik söz konusu değildir. İndeks-şiir: Şiiri sözel olduğu kadar görsel olan bir veritabanından neşet eder kılmak.

 

Bu anlamda Güntan’ın altyazı-video olarak adlandırdığımız işleri, tamamen şiirseldir, hele ki bugün, zira modern şiirin özünü tanımlayan, şairi şiiri yazan değil de gören olarak konumlama işi, seer-poet diyebileceğimiz şey, bu videolarda da belirgindir. Fakat Güntan, yine, “jestin şairi” olduğundan, görme işini, görme işini bizzat ve bilhassa yapan mecra üstünden gerçekleştirerek, yani videoyu şiir yazmak için seçerek, tahminen kendisinin dahi farkında olmadığı bir jesti ortaya koymuş olur, jestin doğasına da uygun bir biçimde: Gördüğüyle ve gördüğünden şiir yazmak. Tzara’dan William S. Burroughs’a, oradan da Güntan’a çekilen aleatorik metin veya cut-up hattı, Güntan’a gelindiğinde artık “otomatiğe bağlar”: Altyazı zaten kendi payına “kesilmiş metin”dir, şairin yaptığı ise, bu örnekte, yalnızca bir diğer metne bağlamaktır onu. Konektör olarak şiir.

 

Dolayısıyla, Güntan’ın videoları gibi kısa kesecek olursak, Güntan’ın film altyazılarıyla şiir yazmasını garipsemiyoruz, kimse de garipsememeli, zira değişen şey temellük edilen mecraysa dahi, değişmeyen şey prosedür, estetik jest diyebileceğimiz şeydir. Anlaşılmayan (ya da duyulamayan) dilin yerine geçen yazı, bu örnekte (vurguyla) alt-yazı, “Şiir üretme, türet” dercesine yazılan bir şiirin bir diğer uğrağı ya da odağı olarak tabii ki şairin gözünden kaçmayacaktı; “dili bağlamından kopartarak kullanma”ya bir diğer imkân sunması vasfıyla. Bu açıdan, makasla kesilen gazete gibi, kurgu programında kesilen (ve transition’lanan) video da aynı işi ve işlevi görür: Dili kaçırmak için gerekli malzemeyi sağlamak. Şairi devreden çıkartıp şiiri ön plana almak, şiirin öznesini kendisi ve onu var eden işlemler kılmak için elinden geleni yapmak. Bu hiper-modern tavır, Güntan’ın “kötü video”larında da ifadesini bulduğu ölçüde, söz konusu olan tek bir şey: Video-Dada.

 

Ama yine de, neden bugün? Niye günümüzde yapmak böylesi videoları? Belki de artık şiir yazmak imkânsız olduğundan; kimse şiir yazamadığından değil de, şiir her yerde bulunduğundan. Dün, dille imgelemek, dili kesip biçmek, onu yaymak, evirip çevirmek şairin göreviydi, bugün ise dünya bu görevi toptan devraldı. Şaire ne kaldı? Dediğimiz gibi: Görmek. Şiiri görmek, göstermek. Yapmak ve “Oldu” demek. Şüphesiz ki Güntan “yaptım oldu”cu değildir, ama yine de, biraz da öyledir de. Şiir, kendisini “çocuk oyuncağı”na çevirmeden, diğer her pratik gibi, kendini yeniden üretemez. Bu videolar da, Güntan’ın altyazı-videoları da bu “tutum”un bir göstergesidir. Videolar fazla basit, fazla ham, fazla aleladedir, buna karşın bir hakikati de saklarlar içlerinde, bir soru ve bir cevap hâlinde: “Şiir mi? Böyle de olur.”

 

Şiir direnirse kazanacak. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin