Paul Sharits’in pek çok filmi gibi Word Movie’si de göze değil doğrudan beyne, hatta sinir sistemine hitap eder: Filmsel bir aşırı yükleme. Word Movie’nin farkı ise bu eğilimi daha ziyade sesle ve sözcükle aynı anda kavuşacağı bir noktaya ya da boyuta itmesi veya çekmesidir. Film boyunca kelimenin tam anlamıyla algılanan, üst üste binen, iç içe geçen yalnızca sözcükler ve onları farklı hızlarda tekrara soyunan sestir; ama olanca aşırılığında, yeğinliğinde.
Sharits’in filminin nasıl işlediği bellidir: Sözcükler, belirli harflerin, shuffle edilmiş bir alfabenin etrafında, harflerin pozitif, geçip giden sözcüklerin ise negatif ya da görece saydam bir alanı kaplayacağı ve her saniye bir harf ile yaklaşık yirmi dört sözcüğün görüleceği şekilde pozlanır; bu kutuplu süreç devam ederken de, görülenle görece ilgisiz, ara sıra görülen sözcüklerin bazılarını dillendiren sesler de, bu sefer kelimeden değil, cümleden kopmuş bir dil birimini, yani yine kelimeyi tekrarlar. Diğer bir deyişle, görsel ile işitsel kuşak bir niteliği paylaşır ki o da kesintidir; kesintililiktir.
Sharits’in filmine Word Movie adını takması rastlantı değil, zira gerçekten de film, başka bir şeyi ne gösterir ne de duyurur, fakat bunu yaparken de, Sharits’in genel protokolü olan “aşırı yükleme”ye uygun bir şekilde, kelime dediğimiz şeyin beyinsel bir işlemin sonucu olarak ortaya çıkışı imgelenir; yoksa basit, maddi varlığı değil. Sharits için her şey psişik bir yük, bir beyinsel cereyandır ve Word Movie’de de bu değişmez. Kelime, ona mahal veren zihinsel mimarinin imgelenmesiyle görülecektir.
Görsel düzeyde: Harflerin etrafında dans edip duran saydam kelimeler, ara sıra harfle aynı kalınlığa ulaşarak, bir nevi harflerin bir tür kanca gibi iş gördüğünü ve kelimeyi seçmeyi sağlayan, tarayıp bulmayı ve ifade etmeyi mümkün kılan merkezin harf olduğunu imler; harfle aynı kalınlığa ulaşan kelime, harften yola çıkarak varılan, cümleleri kuran şeydir ve Sharits’in imgelediği, bir nevi beynin saniyenin onda birinden kısa sürede gerçekleştirdiği işlemin ta kendisini ona yansıtmak, dayatmaktır. Kelimeleri, algılanmaları imkânsız bir hızda geri yansıtmaktır diyelim (ya da dilenirse: “Beyni beyne maruz bırakmak”).
İşitsel düzeyde: Görsel düzeyde söz konusu olan mikro, hatta nano akışa kontrpuan oluşturacak şekilde, ses, esasında görselliğin hızı yavaşlamış, işlenmiş, söze, öyleyse sese dönüştürülmüş versiyonunu görünür kılar ve bir bakıma, görsel olanın algısını manipüle etmenin yanı sıra (kimi zaman sarf edilen kelimeler ekranda “görülür gibi” olunur), görsel olanın ta kendisinin bir nihayeti ya da çıktısı olarak alımlanır; diğer bir deyişle, işitsel düzey, esasında görsel düzeyin üstyapısı (ve tabii ilki de ikincisinin altyapısı) gibi iş görür.
Ama tabii, bir yandan da işitsel düzeye dair not düşülmesi gereken şey şudur: Eğer ki iki ses birbirine aynı anda farklı kelimeleri söyleyip duruyor, hatta bu sesler ara sıra birbirlerini yankılayacakları bir atmosferin içinde kapılıp bu tip bir sesselliği, yankısal bir tanesini bir arada oluşturuyorsa, Sharits’in iması da sesin, seslerin, aynı anda görsel düzey ya da kuşaktaki akım ya da oluşun içinden devriyeli seçilen kelimelerden kurulduğu olacaktır, ki bu anlamda da görsel olan boyut bir havuzu, sessel olanı ise bir diyaloğu göstergeselleştirir. Yani ses ne yalnızca çıktı ne de yalnızca görseli algılamayı zorlaştıran bir diğer malzemedir, ama bir tür beyinler arası git gel, bir “görselden çeviri”dir (Bu noktada ki Derridacı “Yazı sözden önce gelir” düsturu, deneysel sinemanın şiarına dönüşür). Öyleyse iddia şu olacak: Sharits filmi bir beyin olarak algılıyorsa, bu, Word Movie’de, görsel ve işitsel kuşağa ayrı ayrı atanan bir “çifte beyin”dir.
Sharits’in Word Movie’sinde hedeflenen şey, bu açıdan, esasında ancak filmle yapılabilecek bir şeyi yapmaktır: Kelimenin, görsel-işitsel düzey içinde, beyinsel olarak varoluş ya da beyinde işleniş şekline binaen deneyimlenir olacağı bir tür dil duyumunu imal etmek. Bunu Sharits yapıyorsa, zaten üç aşağı beş yukarı her tür malzemeye benzer bir şekilde yaklaşıyor olması, yani malzemeleri olağan koşullarda hissedilmeyen, deneyimlenmeyen ama işte, deneyimi de yaratan koşulların ta kendisine maruz bırakması, diyelim ki bir bakıma kendi üstüne kıvırmasıdır. Bu örnekte: Harf, kelime ve sinaps arasında bir bağ kurmak, dolayısıyla da dil birimleri ve sinapsları ilişkilendirmek, handiyse dil ile beyinciliği tümleyerek. Basitçe: Dili bir cereyan olarak kavrayıp onu, onu var eden organa ya da organik işlemciye, beyne ve tabii ona sahip olan özneye hiç görmediği, duymadığı, bilmediği bir şekilde, ama yine de ona yabancı olması imkânsız olan bir biçimde yansıtmak.
Bu anlamda Sharits’in filmine dair en nihayetinde denebilecek şey şudur: Tıpkı N:O:T:H:I:N:G ve T,O,U,C,H,I,N,G’de olduğu gibi, Word Movie’de de söz konusu olan, malzemenin beyni, onunla birlikte de sinir sistemini hedef alması, ama bir yandan da bunu yaparken, bu sefer, malzemenin ta kendisinin oluşum koşullarını da, sürati ve ivmesini ve tabii çift taraflılığını da (yazının görselliği ve sözün sesselliği) kavramasıdır. Bu perspektiften Sharits’inki bir meta-film, bir metin-film, fakat aynı anda da bir “sözcük ontolojisi”dir, deneyimsel olan. Sözcüğü deneyimlenebilir değil de, işlendiği şekilde, beynin hiper-hızlı işlem dinamiğine tâbi olmuş hâlde görülür-duyulur kılmak: Mesele budur.
Özetle, Sharits’in sözcüğü okunur değil, duyulur dahi değil, makinesel, işlemsel kıldığını düşünüyoruz. Sharits’in tekrar tekrar altını çizdiğimiz protokolü, malzemeyi beyinselleştirme işi ve işlemi, bu filmde, Fluxus Film Antolojisi’nin de bir parçası olan bu kült işte, başka, bambaşka bir nitelik edinecektir: Sözcüğü, sözcüğü ortaya çıkartan en küçük birimin zuhurundan (harfin merkeziyeti) bu ortaya çıkışı sağlayan etkileşimin (diyaloğun devamlılığı) ta kendisine dek çözmek ve bu çözülmüşlüğü, çözülmüşlüğünde, öyleyse işlem düzeyinde, işlemsel olarak, sanki filmin ta kendisi bir beyinmişçesine görünür kılmak. Burada artık okunan değil, neredeyse algısal olarak taciz edici hâliyle sözcükten söz ediyoruz. Bir travma olarak sözcükten. Bir “film travması”ndan.
Sharits’in filmi, bu perspektiften, metin ile doku, text ile texture arasındaki bağın altını, neredeyse kinetik-ontik diyebileceğimiz bir bağlamda yeniden çizer: Filmin yüzeyi, artık sözcüklerin ortaya çıkmasını sağlayan beynin yüzeyi ya da derisiyle, kıvrımlarıyla eştir ve onları ortaya koyan sinapslar ile onlar arasında bir ayrım kalmaz; sanki her bir kare, sinaptik bir hareket, bir tür nöro-aktarımdır. Sharits’in Word Movie’yle yaklaşmaya çalıştığı, filmi hiper-psikotikleştirmek, izleyiciyi sara krizine sokmak pahasına amaçladığı şey işte budur: Sözcüğün imgesini bir imge olarak beyinden ayırt edilemeyeceği bir şekilde, yani algılanırlığın alt limitinde görünür kılmak. Sözcüğün imgesinden ziyade sözcük-imge ile imge-sözcüğe aynı anda, bir kısa ama yoğun işlem süresinde varmak. Filmin, eşanlı olarak sözcüklerin beyinsel meskeni ve beynin sözcükleri işleyen alanının arayüzü hâline geldiği bir sinematografik mikro-devre.
20 Ağustos 2026
