0.
Daha önce Kafagöz ve Banliyö’de yayınlanan kötü şiir araştırmaları, bazı dönem şiirlerinin bıktırıcı yanları, değişen yaşam biçimlerinin şiire yansımaları, şairaneliğin gerekliliği/gereksizliği, eski moda satirik şiirlerin nafileliği, şiire nüfuz eden fantazmalar, başarısız denemeler, oyunlar, anlamın hâl değişimleri gibi konular ve iyi/kötü örneklerle devam ediyor.
1.
/*
Ah sen ötelerden! kızgın bir güvercin gibi açıp kanatlarını
Boşluğun uğuldayan kalbine bırakıyorsun kendini
Çıktığım kayalıkların bir çöl gibi tutuştuğu
Saatin ilerleyen nabzına dokunup titriyorsun
*/
Kendini boşluğun uğuldayan kalbine bırakmak, saatin ilerleyen nabzına dokunup titremek nasıl bir şey, herhâlde hayatım boyunca bilemeyeceğim. 80 şiirinde hiç tat alamadığım, gıdalanamadığım bir damar var, imge yoğun, metafor, metafor, metafor… İhanet perisinin soğuk sarayı, karşıt kaderlerin kıvrak dokunuşu, kutsanmış ateşin dikenleri gibi cosplayvari şiirler. Yanımızdan geçip giden, giderken arkasında hiçbir iz bırakmayan, sarsmayan, hırpalamayan, zararsız, evcil.
/*
gece kara çarşafının altında
sevişiyor sinsi aşığıyla
-eziliyor atmosferin çimenleri-
çekip gidiyor o tanrısal hovarda
iliği boşalınca
ve yıldızlar, gökkurusu dadılar
dikiyorlar gecenin bekâretini
ışıktan iğnelerle
*/
Şiir mi okuyoruz, eski Sümer tabletlerinin şifrelerini mi çözüyoruz? O kadar anlam yoğun ki, insanın “İşte gerçek şairanelik bu!” diyesi gelmiyor dersek yalan olmaz mı? Fakat şairanelik artık ne işe yarar? 80 darbesinden, Maraş, Çorum, Madımak’tan, 90 karanlığından sonra, artık şairaneliğin bir hükmü kaldı mı? Bu kadar yakıcı bir gerçekliğe maruz kalırken, hiçbir şey olmamış gibi, şairaneliğe, rollenmelere, pozlara gerek var mı?
/*
göğün mihrabını arşınlıyorum gizliden
Yalnızlığın ardı sıra sürükleniyor ıslığım
Gürültünün çiçekleri ağzımı kırbaçlıyor
Zaten yüzümün yamacına mahşer çeperlenmiştir
*/
/*
Düzüşürken menfaat odalarında,
Saadet zincirlerine sarılıp,
Cübbeliler, peruklular, kravatlı kalpazanlar,
Memnuniyet havuzlarını doldurup gülüşürken,
Üç yüz altmış beş gün,
Üç öğün,
Seytanın sofrasından beslenirken;
Ve vicdanın terkettiği yerleri bile,
Parsel parsel satıp bölüşürken:
Gırtlağı kara bir deliğe dönüşmüş mahluklar,
Tükürsünler sessizliğimize,
Görgüsüzce ayıklanmış hissizliğimize.
*/
Hababam Sınıfı Uyanıyor’daki Ahmet’in tiradı gibi.
Günümüzde hâlâ böyle şiir yazılabilmesinin sebebi, öldüğünün farkında olmamasıdır. Yahut ölmüş, gömeni yok. Bu yüzden, örneğin, Aralık 2020’de “kalbinin unutulan höyüklerinde” şeklinde 80’ler rüsubatı, alüvyonu, kalıntısı görebiliyoruz.
2.
Günümüzde sosyal medyayı, teknolojiyi yeren satirik şiirler beyhudedir. Kötüdür, diyemiyorum, çünkü zaten büyük ihtimalle yokturlar. Olurlarsa kötü olmaktan başka şansları yoktur. Ölü doğumdur veya düşüktür. Bu düşüğün ilk örneği seneler evvel Müşfik Kenter tarafından yapılmıştı.
/*
Dostluğu klavyelerinde, yaşamı monitörlerinde arayanlar, size sesleniyorum!
Hangi tuş daha etkilidir ki sıcacık bir gülüşten ya da hangi program verebilir bir ağaç gölgesinde uyumanın keyfini?
Copy-paste yapabilir misiniz dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz maille arkadaşlarınıza?
Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?
Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu var mıdır dosyalarınız arasında?
Koklamak, duymak, dokunmak yok mu yaşam skalanızda?
Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?
*/
Kenter bu metni şiir olarak mı öne sürmüştü yoksa bir dizi tiradı mıydı, bilmiyorum ama şiirde bunun gibi satirik ögeler, bugünün tüm teknolojik araçlarının dibini sıyırırken yan etkileri üzerinden yapılan ahlak satışlarının, “Yaşadığımız yetmiyor bir de senden dinliyoruz hayatın acı gerçeklerini” tarzında bir retle karşılaşmaması çok zordur. Öyle ki milenyumla birlikte teknoloji ile iyice hemhal olunduktan, dijital dünya normalimiz olmaya başladıktan sonra şiirde de tabii şekilde dönüşüm meydana geldi ve artık sosyal medya, bilgisayar, internet ve benzerine melankolik bir yergiden ziyade aşağıda iki iyi örneğine yer verdiğim biçimlerde yeni, zengin imkanlar oluşmaya başladı.
/*
Furkan Güney – Baytlardan Konuştum
*/
/*
Yüz cigabaytlık bir gök gördüm onu indirdim
iki hırçın doruk vardı, kestim yapıştırdım
aralarına bir ırmağın son sözlerini
“ceketim yalnız açık denizlerin önünde düğmeli.”
Kırmızıymış en uzun dalga boyu, kanı indirdim
sıfıra kuvvetle bastım önce
tuttum güncelledim bir karabatağı, aktı
kışa girmeden bir güzel ovdum bakırları.
…
*/
Bilgisaray, Atakan Yavuz, bakış talimi, Ebabil Yayınları, 2014
Bu bağlamda, Pan Yayıncılık – Pan / Heves Kitaplığı, Ebabil Yayınları, 160. Kilometre, Epona, Plüton iyi örnekler olarak hızlıca ilk aklıma gelen yayınevleridir.
3.
Bazı kötü kınama, hor görme, ahval şiirleri vardır ki yaşadığı şokun etkisini bize bir ahlak normu olarak empoze etmeye çalışır, sarkazmı katleder.
/*
Rock rock rock every body
Roll roll roll every body
Oooooo my baby!
Bağır karanlıklarına gecelerin
Kalabalıkların burgacında boğul
Yumurta kadar yüreğinde
Yanardağ gibi kabaran öfke
Cansıkıntına bunalımına ezilmişliğine
Mariuana LSD
Bağır üstüne çektiğin
Kapattığın yapay göklerine
Loş diskoteklerin
Ya da beton demir kafeslerinde
Yüzbinlik tribünlerin
Goool, goool, gooool!
…
Günümüzde
Yani bir çeşit kumu
Bir tür karıncasısın
Artık sen de
Bu yaşlı dünyanın
O, ben ben dediğin nesne
Bunca saydığın öğündüğün
Uğrunda kılıç çektiğin kişiliğin
Nîkelajlı kağıtlara sarılıyor
Ambalajlanıyor
Sunuluyor sana
Her geçen gün biraz daha
Beyin yıkama yollarıyla
Endüstriyel haplara benziyorsun!
…
Greenwich Village’da bir kahvede
Dudakları boyalı bebek gibi bir oğlan
San Fransisco’da sokak gösterileri
Oy istiyorsanız Eşcinsellere evlenme hakkı verin!
42. Street. Piccadilly, Carnaby Street, Pigalle
Canlı cinsellik gösterileri gümüş çeyreğe
Tezgâhlanan boy boy cinsel organlar
(Biz bu alanda da henüz çok geriyiz!)
Alın, kapanın odalarınıza
Dışarda kilise çanları vursun dursun
Önden arkadan dilediğiniz gibi günah işleyin!
…
Burası yetmişlerin Türkiyesi
İlericisi gericisi mal
Tümünün eli ağzında
Taşları önünde dizili
Söyletmezler adama istemediklerini
Yerler alimallah düz ederler
Tüm alkışları papağanlarına
*/
4.
Kötü şiir okuru salak yerine koyar, okurun anlamayacağından ödü kopar, açıklamalara girişir demiştim. Onun simetriği, okuru hiç umursamayan, bilmecemsi bulmacamsı, gereksiz bir gizemciliktir.
/*
İyilik olsun diye ama
çiçek dürbünü olanlar için
minicik harflerle yazdım
uçlarına: “Anında içiniz“
Ama neyin uçlarına?
Söylemeyeceğim.
*/
-Bir bilmecem var çocuklar.
-Acaba nedir nedir?
5.
/*
şeftali
ahududu
sandalağacı
vetiver
süsen
amber
ıslakodun
toprak
müge
yasemin
mayıs gülü
*/
Bu tarz şiire İkeacı şiir diyorum. Kötü şiir İkeacıdır. Parçaları okura veriyor, okur birleştirecek, kendisini yormuyor, tok satıcı/peşin satan rahatlığında, okur birleştirebildi mi, doğru mu birleştirdi, umursamıyor.
Bütün iş okura kalacaksa, şaire ne gerek var?
Hemen bir İkeacı şiir yazıyorum:
Yaz
kırışık tişört
güneş kremi
duşakabinde biriken kum
Bu şiirden 50 milyon tane yazarsın.
6.
Kötü şiir, duygu ishalidir.
/*
herkes büyüdü, lanet adamlar olduk melekten bozma
bazen buluşup içiyoruz dünyayı, tokatlıyor bizi hatıra
kolay yakalanıyoruz artık, soför para istiyor
yüzümüze gözümüze yaşama iltihabı bulaşıyor
meyhanelerde sıkıp patlatıyoruz içimizdeki irini
son okuduğumuz fiş: yenildik sevgilim yenildik
sınıf başkanı topluyor ayyaş bizi koridorlardan,
*/
7.
Kötü şiir aşırı fiktif (üstat Taner İriz’e selam), aşırı fantastiktir, Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter tadı verir. Bazen de, hani şu görünmez arabalar, görünmez duvarlar, göğe bakınca donup kalan insanlar ve benzerinin olduğu neticeden uydurma elli milyon çeşidi yazılabilecek paranormal senaryolar veya Türk sinemasına musallat olan üç harfliler filmleri gibidir.
/*
Ardenlerden geçiyoruz. Miğferlerinden su içerek korkunun. Anfetamin kusmuğu ve gres yağı kokuyor kadınlar. … Kavmimden elçiler, şehzadeler ve işçiler geçti bu ormanlardan. … Bir yanımızdan Guderian akar. Bir yanımızdan kerhaneciler, kaçaklar, trajikler. … On bin ağaca ayaklarından asılı on bin şairin arasından geçiyoruz. … Şairler önce saat yönünde sonra Normandiya’dan esen rüzgârın etkisiyle tersi istikamette dönmeye başlıyorlar. Semenderleri sapanlarla kovalıyor cocuklar. … Gece inince merzenguş topluyoruz. Vahşi bir org sesi geliyor uzaktan.
…
Bir İncil draması icin iptidai milletlerden talipliler aranıyormuş
Çobanlar, katiller, marangozlar ve kahinler
Ormandan çıkıp şehre giriyoruz doğruca yontulmuş taşların kadınına
Yedi adam, Yirmisekiz çelebi, Bay Kaplan ve ben
Çocuklar bizi gösterip bağırıyorlar: Laterna Magica
*/
Fantastik edebiyat okumak isteseydim Tolkien okurdum?
/*
komşu etrüsklerden daha kompak yapıda gülümserler
yazılabilir kanatlarını bi sunum havasında geçti
*/
/*
Kuşları araştırmıştı, rüzgârı ve gölü azarlamıştı,
serin yerde, satüre duygularla
kendisine her şeyin verildiği,
kendisinde dinleneceğimiz geceyi getirmişti.
*/
/*
Ben: Döndüm huşuyla çatlayan atlarımla
Vardım ve giyindim hırkamı
…
Hırkam sökük, esvabım eski
Gülün çıplağına yazdım gazelimi
*/
Hırka mı? Ne hırkası? Hırka ne arar 2000’lerde?
8.
/*
Hayatı bir uğultu gibi
Yaşıyorum
Yasımı
Yaslanmadan paslı demirlere
*/
Çağrışımlarda çok duran, takılan şiirin bir ağırlığı olmuyor, olduğunu, yoğunluğunu görmedim. Elli milyon kişinin bir çırpıda üretebileceği hafiflikte kalıyor. Hemen bir tane üretebiliyorum:
Susuz Yaz’da öldürülen köpeğin ve tavuğun
Yasını tutuyorum
Yaşım kırklara karışırken.
Bu arada, sanat uğruna hayvanlara eziyet eden, onları gerçekten öldüren tüm yönetmenlere en yoğun küfürlerimi ve nefretlerimi gönderiyorum.
9.
/*
çökeliyor içimin derinliklerine
paslı bir iğneyle dikilen çukur
ruhumun derinliklerinde
meydana gelen sarsıntılar
*/
Şaire arkadaş tavsiyesi, artık ruhumun derinlikleri, içimin derinlikleri demesin, yeter. Bu kısayollar, yani bir kelimeyle adreslenmiş bir takım duygu kümelerinin kalıplaşmış tuğlaları romantik devirde kaldı, en iyi ihtimalle Orhan Kemal’de kaldı. Bugün içim dendiğinde ancak göğüs kafesi ile kaburga kemikleri ve mide ile bağırsak arasındaki hacim söze konudur. Şiirde başka iç yoktur, kalmamıştır. Ah’lar, ey’ler de taze bitti.
10.
/*
Kardaş kardaşı vuruyor
Kendi vatanında
Gazeteciler öldürülüyor
Talan ediliyor yürekler
Yağmalanıyor sevdalar
*/
Doğrudur. Ama objektif gazetecilik gereği gibi, çok büyük, çok geniş, çok genel gerçekleri olduğu gibi yazmak büyük oranda kötü şiire yol açar. Burada boşa dönen bir teker, patinaj söz konusudur.
11.
Kötü şiir yobazdır.
/*
Türk Milletinin Ağzından Sezen Aksu
…
Başbakan Sezen Aksu
Padişahımız kralımız
Kendine kız bizi öldür
Postumuzu ser içimizi doldur
Yağmur yağdır oğul ver oğullar ver
Kralımız kraliçemiz
Sezenimiz Aksumuz
Annemiz orospumuz
*/
Türk Milletinin değil de, siyasal İslam’ın kavgaya kıskısladığı (hani kültürel hegemonyayı yıkıp kendi kuracak ya) aşağılık psikolojisiyle dolu eziklerin ağzından olmasın? İkballeri uğruna siyonist babalarına koşup memleketi satan, köprünün üstünde Filistin bayrağı açıp alttan İsrael’e gemilerini gönderen dallamalar kültürel hegemonya kuracakmış. Siz ancak telefonunuza Candy Crush kurabilirsiniz. Kültürü rezil kepaze etmekten başka bir şey yapamazsınız.
12.
Kötü şiir cinayet teşebbüsüdür; dile suikast düzenler, başaramazsa, dil direnirse, onu iyice, iyice yorup intihar ettirmeye uğraşır.
/*
Ruhunda su yitimiyle başlayan bu yara
düşürüyor, sana her geçmişin sorulduğunda
çocukluk rüyalarının örselenmiş kazağından
sökülerek örülmüş o sargı bezini
*/
13.
Kötü şiir aşırı detaycıdır, bu yüzden mıymıydır ve okurun başını ağrıtır.
/*
Bakarak yürüdüm oysa balkonlara
göz göze
gelebilmek için
çamaşır ipinin arkasına astığı
iç çamaşırlarının
ıslaklığına sürünerek
kanaryasını güneşe çıkaran
bir kadınla
Yanıma yaklaşıp kibrit istediğinizde
ıssız bir adaya düşen
yalnız adamın
dumanı görülsün diye yaktığı
ateşiydi sizlere
uzattığım
*/
Bu kadar sündürmeye gerek var mı?
14.
Rolleniş üzre yazılan şiir kötüdür.
/*
Pamuklu basma
Yüz yirmi altı kuruşa
Pamuklu basma haydi
Bir daha gelmez hanımefendi
Bebelere don
Büyüklere mintan yap
Yıka bir kere sıcak suda
Ölülere kefen yap
Haydi pamuklu basma
Geçme öyle hızla dur
Dur allah aşkına efendim dur
Alına bak moruna bak
Yerine teline cinsine bak
O gördüğün kırmızı, boya değil
İyice bak
Haydi pamuklu basma
Yüz yirmi altı kuruşa
Kefen yap mintan yap don yap
Cinsine cibilliyetine sülâlene bak
Bak allahın kulu bak
*/
Bunu yazan pazarcı mı? Değil. O zaman neden pazarcı ağzıyla konuşuyor? Çünkü bir zamanlar şiirde temsil vardı. Günümüzde şiirde artık temsilin de geçerliliği kalmadı. Temsil, artık hiçbir şeyi temsil etmiyor.
15.
Kötü şiir olayın ciddiyetinin farkında değildir, ilkokul 3 tekerlemesi gibidir.
/*
seninle aramdaki yedi farkı bul
seni seviyorum, bir
seni seviyorum, iki
seni seviyorum, üç
seni seviyorum, dört
seni seviyorum, beş
seni seviyorum, altı
seni seviyorum, yedi.
*/
16.
/*
HAYAT, NAKLEN YAYINDA…
Dikkat: Bu, bir “canlı” yayındır.
*/
Aşırı akım. Şiir sigortası, aşırı anlam yüklemesi sebebiyle devreyi açar. Eğer o sigorta atmazsa ince kesitli kablodan yüksek akım akması suretiyle aşırı ısınmadan kaynaklı yangın çıkar.
Başka bir yönden baktığımızda, müsamereden başka bir şey değildir.
17.
/*
aşkın sınırötesi harekâtına katılan atlılar gibi
…
sana olan açılım sürecim iyi dokunmuş bir kitsch!
*/
2000’den sonra bir ara popçularımız dönemin moda şeylerini, revaçta olan mevzuları bir dekor, aksesuar olarak şarkılarına takıştırır, hatta bazen tüm şarkıyı onlar üzerine kurarlardı. Sonra o moda şeyler, ilk karşılaşmaların, yaşamaların heyecanı, gizemi sönünce, sıradanlaşınca, yaşamın akışına kapılınca ya da tam tersi, yaşamı kendi yolunda seyrettirince, bu hareketler çok sakil kaldı. Mesela şimdi çıkıp kimse Instagram, Twitter, webcam’li şarkı yapmayı aklının ucundan bile geçirmez. Oysa bir zamanlar facebook facebook bu kızı orda gördüm vardı. Bu huydan vazgeçildi.
Yılmaz Erdoğan’ın Barrack gibi başımıza bela ettiği sosyalizmir, faşistanbul gibi kelime şakalarından vazgeçildiği gibi (geçildi değil mi?) aynı vazgeçişi şairlerden de bekliyorum.
/*
mülteci yalnızlığıma dayanan
—– çocuk ağrılarım ve ilk sabah
sınırlarını gözlerinin ihlâl ettiği sevdam
bir ihtilâl sonrasını yaşıyor çaresizce
*/
Yine Azem Yücedağgillerin başımıza bela ettiği mülteci, sınır ihlali gibi siyasi pozcu kelimeleri, rastgele, soyut şeylere somut eylemler yükleme, alakasız şeyleri el işi kâğıtları gibi birbirine tutturma metotlarıyla;
/*
ama ben hâlâ
…
uzak ceza sahasını zorlar gibi aşığınsam.
ve gülüşlerimizin tüm faturaları ibraz edilmiş,
*/
siyaset bilimi ve kamu yönetimi ve futbolizm şiirden elini ayağını derhâl çekmelidir.
18.
Kötü şiir kelime oyunlarının, harf atmaların, hece kırmaların suyunu çıkarır. Bunlar biteli neredeyse 15 yıl oluyor. En son 2009’da öyle bir şey yapmıştım da bir arkadaş oğlum bu ne ya puhahaha diye gülmüştü. Müthiş bir eleştiri yöntemidir. Bir ara da, alışıldığın aksine kelimeye küçük harfle başlanıp geri kalanın büyük harfle yazıldığı bazı şiirlere rastlanabiliyordu, neyse ki bu da kısa sürdü. Okur akıllandı, artık böyle ucuz numaraları yemiyor.
/*
atıyorum kim yasal organlarımı çatlayan ayrımenkul çaresizliği var üstümde ama ben
*/
19.
Kötü şiir, etik, politik, sosyolojik vs. bağlamlarda % 150 doğru olabilmesine rağmen poetik bağlamda 0 değere sahiptir.
/*
En büyük acı şu: İnsanlık hadım edildi.
Hakiki düşünceden, gerçek duyarlılıktan ve öz bilgiden.
Bayrakların ve sancakların gerisindeki sancak söndürüldü.
Karanlıktan suni ışık yapıldı ve gerçek ışık öldü.
Hayat dediğiniz ölüm,
Ölüm sandığınız gerçek hayat.
Diyarbekir’in yaz sıcağında meyankökü şerbetindeki tatla
Koka-kola zehri arasındaki fark bu.
*/
Kötü şiir, durum tespitinden ibaret, aforizmada aşırıya kaçan, anlam-yoğun’dan, satürasyona, yani anlam-doyum’a, oradan da anlam-boğuma giden metindir; anlamı artık taşıyamaz, çöker, enkaza dönüşür.
Bir metin başka formlarla da verilebiliyorsa kötü şiirdir.
“Artan hayat bilgisiyle beraber anlık duygu çakımlarından çok, başka yollarla anlatılamayacak, ancak şiirle anlatılabilecek meselelere yönelmiş bir şiire çalışıyorum.”
Mehmet İşten.
“İlhan Demiraslan, ‘duyurma’ ve ‘telkin’ yerine, ‘hikâye’yi tercih ediyor. Bu yüzden, şiirinde ne dış, ne de iç ahengi yeteri kadar bulamıyoruz. Serbest nazmın en güç yanı zaten burada. İç ahengine ulaşmıyan şair, yüzde kalıyor ve eserleri, ya bir sayıklama, ya da bir hikâye oluyor.”
Hikmet Dizdaroğlu, Türk Dili Dil ve Edebiyat Dergisi, Ocak 1953, C: II, S: 16, s. 216-217
20.
/*
KÖTÜ ŞİİRLER
***
gereği yok, demindi istek
otuz bir-otuz bir-otuz bir
ne düşlerdi onlar
sen hep beni seviyorsun
otuz bir-otuz bir-otuz bir
akşam oluyormuş
sevincin sanmıştım, çıngırak
çın pirinç-çın pirinç
sokak lambası var ya
yanar yanmaz
otuz bir-otuz bir-otuz bir
kimizaman gündüzün
yeni baştan-yeni baştan
yılan ve gül, yılan ve gül
yeşil ve pembe, yeşil ve pembe
kıvrımın döşeğine uzanır uzanmaz
al işte burkulmuş yüreğim
zavallıca-zavallıca-zavallıca
*/
Selim İleri
/*
kötü şiirler
3
Bütün müsveddelerimi yırttım,
göğsümün kıllarıyla
gövdemin kokusundan buharlaşıyor şiir.
Sana çok önceden, bir yaz sonu, bir parkta
sıkılmış yumruğumu ısırarak
buna benzer bir şeyler söylemiştim
milât yok
demiştim, milât yer almayacak hayatımızda.
İşte bütün müsveddelerimi yırttım
işte artık göğsümün kıllarıyla
gövdemin kokusundan buharlaşıyor şiir
işte onlar artık saçların kadar Boşnak
karşılıksız mektuplarım gibi yepyenidir.
*/
İsmet Özel
Reis harbiden kötü yazmış.
9 Ağustos 2026
