çamlık
hayat dolu bir insan değilim, olmadım da
masamda devrili su şişesi, kahve kokusu sinmiş boş fincan,
kirletilmiş kağıtlar elini uzatıyor;
hayat dolu değil, hayata uzanmış, zorla içine alınmış
bir kapsül olduğumu söylüyorlar bana.
tınılar eski bir çam ağacının kozalakları gibi
camdan cama bana bakıyor, siyah bir lale
yoksa kara mı demeli, işte bak uçmakta.
çamlıkta büyüyen cinayetler, sonu olmayan girişler,
bayırlar ve düşüşler, kovalamaca yok eminim.
beyaz atlet de yok eminim.
sadece duyuyorum, o kadar.
bir ekmeğin guduğu kadar eski, köylü
ve unutulmuş cinayetler bunlar
benim aradığım ama her seferinde
yine çamlıkta kaybettiğim kemikli sahneler;
içlerinde cüceler yürüyor tepelerde ufak ufak,
tepeler yükseldikçe aşağı doğru dereler akıyor,
hayat dolu değil de, gece dolu, yalnızlık dolu,
dere dolu, tatlı çay dolu,
otlu peynir dolu, karadeniz dolu bir insan yavrusu;
bir türlü ejdere dönüşemiyor,
oysa onun ölümü ne güzeldi, kavuşma vaat ediyordu.
işte böyle kırık, işte böyle dökük.
ötesi pek de yok gibi.
26 Temmuz 2026
