Şiir direnirse kazanacak.

Kimse Aşkına onun kadar sahip çıkamazdı şimdi

 

 

bir hayvana binmiş hanım,

an sana üstünlük veriyor, kutsal buyruklar;

ve sen işte böyle davranıyorsun.

bütün büyük ayinlerimizde sen varsın.

ama kim anlayabiliyor seni gerçekten.

 

Enheduanna

 

 

Kimse atını kuzeye doğru sürmüyordu. ama o dedi ki,

ben burayı dolaşacağım, daireden çıkan süvari olacağım.

korkusuzum. ya da değilsem korkusuzluk takınacağım.

sekiz katlı ve sarı çatallı mahsulün tamamını serip duran

başakçının evini takip ederek, yeşiller tazeden başını

kaldırdıkça, mahsul döndürmesi yapmayan Kuzey

Afrika ve Batı Asya yollarındaki ekine yöneldi. Bacası

tüten yalnız evi buldu, odanın ortasında ateşe asılı

yanık dipli, toprak kabdan göz göz fokurdayan lapayı

kaşıklaması gerektiği bildirildi. o anda Kiştey geldi.

Ona siyah tilkinin peşinden gitmesini salık verdi.

şimdi Kadın ve Erkek olacağız demek. uzanacağımız

bu keçe kaplı katlı döşekte, ki onun çifter iplikli sağlam

dört köşesi en ince parmaklar marifetinden çuvaldızile

dikilecektir. o parmaklar ki ense kısmı usturalı sümbül

saçları yarı yakılmış badem ve şeftali çekirdeklerinden

merhemlerle parlatılmış on yedi belik örülü kızlarındır ve

altunile gümüş pullu saç tengeli kadınlar çadırda belirince

onlara düşen eğilerek kenara çekilmekdir, döşek kurulsun

diye. bu zahmetlerden yalnız bizim için kurulmuştur o,

onun üzerinde kupkuru keçeye nem kazandıran kalbile

kucaklaşmak, güzel sözler dökmek maksadiyle dillerine

şuruplar akıtıldıkça, uykusuz kerkes kuşu gibi susatan

gece başlıyacakdı. tekrarlayan törenle, karanlık basmadan

perde kaldırılır, içeriye girilirdi. o zaman bir başlarına

olmak başlardı. olmanın içinde yaklaşmak başlardı.

 

sonra, bacaklariyle birbirlerine sarıldılar

ve gece boyu öyle kaldılar,

altlarından ılık nehirler akıyordu, orada dört kanlı dolunay

geçirdiler, birleşirlerken ay turuncu-kızıllaşıyordu, su ve

toprak sıcakladı, fokurdayan sular sonunda döşeklerini

yüzeyde kolaylıkla kayıp giden bir sal kıldı ve onu daha

büyük bir suya vardırdılar.

 

Hatun Hâkan kendini o gece ilân etti.

Bunlardan birincisi meclisin tarihidir ve

ikincisi baştan başa meraklı tabiyetinin Hatun

Hâkan’ın alnına süreceği kutlu mühürle nakşolan,

heyecanlı vâkı’alarla dolu asırlardır.

Gök bulutsuz; gök açık, tertemizdi.

Reçineler şaraplaşırdı.

Lehistan’da lantol denilen madde

sun’î yapağılar vermezden çok evvel

sütü bol keçilerin tamamı Hatun Hâkan’ın

ayağına seriliydi. demek ki keçi yününden değil

sütten elbiseler hazırlanmıştı şimdi onun’çin.

Kol püsküllerini, ceylandan dirsek kılıflarını,

şakak tutamlarına ilişik, uzayıp giden, su dalgası

gümüşî saçakları, dizi dizi para gerdanlıkları,

benekli kemikten kalın ince kol halkalarını,

taş çengelli cepsiz post yelekleri bırakdı.

ve bütün bunları bırakıp gittiğinde yeterince

soyunmuş oluyor muydu diye Hâkan’a sormak

isterdi, esvabından bu kadarıyla çıkıp ılık süte

bulanmış mavi damarlardan ve ters yöne havlanan

ayva tüylerden tenin yıkandığı beyazlıkla.

 

Günler günleri kovaladı, bir Türk dilberinin taç ve

tahtının etrafında kara çaylaklar dolaştığı haber olundu.

Ordular çarpıştıkça, etraf zelzeleniyordu. Kırmızı bir

çadır içinde, alevler yükseldi, binlerce baş kesiliyordu.

Uzun boylu kızlar sıraya dizilmiş, dudaktan sarkık ağla-

yışları, eli mızraklıların bayraklarında kan oluyordu. yer

gök gürültüsünden homurdanıyor, aynı yere devrilen

iki düşman birbirine karışıp kandaş oluveriyordu.

Hakân yere tek düştüğünde son nefesi ile könlümün

pâyende Hânı, seni seviyorum dilber Hâkan diye inledi.

Aslında onlarda seni seviyorum kelimesi yoktu.

Hâkan’ın, Dilber Hâkan’ın beline sarılı kalan ellerini aldılar

ve yerine -eksikliği tez bite diyerek- dokuz kat kara kuşak

sardılar. Dilber Hâkan o gün bugündür nefesi karnına

dolduramaz, göğsü kabarıp kabarıp iner olmuştur.

 

Başakçılar Hâkan’ın ölü bedenini en çiçeksiz mezara

bırakdı. öyle çürümüşdü ki, Hatun Hâkan, Hakân’ın

mezarına çiçekler bıraksa o anda solar, toprağına ekse

çürürdü köklerinden. yalnız başım dedi. yalnız başım.

Ben senin karşında işte şimdi muzaffer bir mağlubum.

– Sus. ya emir. Sus! dedi Hâkan,

mezarından kalkmadan. Yaslar sırası değil.

Taht elden gidiyor ve Tanrı dağlarından aşarak Çin’e doğru

giden bir yolcu ağlıyor.

 

Şiir direnirse kazanacak. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin