Uğur Böcekleri ve Kelebekler
Bu sabah, kafamda uğurlarımla uyandım.
Bana sanrılar gördüren, sessiz ve küçük şeyler.
Çocukken bir aile toplantısı sırasında,
dedemin kafasında uğur (ur) olduğunu söylediklerini duymuştum.
“Doktor kafasında uğur (ur) var dedi.”
Dedemin kafasında, uğur böcekleri mi?
“Hem sağ hem de sol tarafta iki tane.”
Beraber yaşayan iki uğur (ur), nura benzeyen bir şey olmalı.
Zaman geçtikçe her şeyi yanlış anladığımı fark ettim.
Dedem, oturma odasındaki deve tabanını onu öldürmek için
gelen bir insan zannediyor,
sevdiklerine kötü davranıyor
ve canı çok acıyordu.
Anladım ki, bu başka bir uğur (ur).
***
Kendimi sokağa bırakıyorum, biraz gün ışığı iyi gelecektir.
Mahalleden komşum Silva’yı görüyorum.
“Nasıl gidiyor?” diye soruyor.
Kestirme bir cevap değil de, az önce uğurlarımla kafamda çevirdiğim
şu cümleyle yanıt veriyorum ona:
“Daha az insanla ilişki içindeyim.”
“Haa?” diyor Silva,
“Hah” diyorum içimden,
işitme cihazını takmamış kulağına.
Tekrarlıyorum eksilterek:
“Daha az ilişki içindeyim.”
Yineliyor Silva:
“Haaa?”
Tekrarlıyorum tekrarımı gene eksilterek:
“İlişki içindeyim.”
“Yaa” diyor.
“Yaaa.”
Sözcükler azaldıkça, azlığını kendime yinelediğim şeyin
tersine doğru yoğunluğunun artışını izliyorum.
Buna mıknatıslanma diyebiliriz.
***
Olmam gereken yerde olmadığımı, yanlış şeyler yaptığımı düşünmenin gerginliği,
bir mekân, bir his, bir duygunun boşluğuyla yürümeye devam ediyorum.
Mideme doğru bir yerde karnımda bir tuhaflık var.
İngilizce nasıl deniyordu?
“I felt butterflies in my stomach.”
Bunun daha güzel bir uçuş olması beklenirdi ama öyle değil,
nereye gideceğini bilmeyen, midemin duvarlarına çarpıp
çıkış bulamayıp telaşlanan bir uçuş bu.
“There are butterflies fluttering inside my stomach, unable to find their way out.”
Kelebeklerim tedirgin,
uğur böceklerim korkuyor.
***
Bedenimin, düşüncelerim gibi hızlı ve tekinsizce zıplayışını durduramayışım,
kendimle bir saklambaç oyununa dönüştürüyor her şeyi.
Bir çembere sıkıştırılıp kuşatılmış kafamın içini
bir baltayla yarıp dışarıya çıkıyorum,
Ekonomi bitmiş, nomi kalmış.
İnsanlık ölmüş (çoktan), insan kalmış.
Çürümeye bırakıp çürümüşü kakalatmış.
Sevgi dahil her şeyin dili bozulmuş,
şakanın yerini şak almış,
direnmek ve cesaret, kellesi koltukta gezmek olmuş,
arkadaşlıklardan incelikler söküp atılmış, yerini bayağılık almış.
Sonunda hep iyiler kazanırdı ya, artık sadece kötüler kazanır olmuş.
Yanlış anlamayın, zaten iyi bir niyetim yoktu.
30 Temmuz 2026
