DİL – ANLAM OLANAKLARI
[1]
Şeyler Kitabı’nda anlam, metnin taşıdığı referans yükünden bağımsız ve nötr bir ilişkisellikten hareketle söz konusu olur. Berk, metne taşıdığı her kesiti bir ‘anlam’ üzerinden aktarmak yerine, söz konusu kesiti verili anlam yükünden arındırılmış bir ‘karşılık’ üzerinden iletmeyi hedefler. Bu aşamada esas mesele ‘anlamlandırmak’ değil, doğrudan göstermektir. Böylelikle her kesit, anlam-referans ilişkisi bağlamında sıfırlanarak metne aktarılır. Dolayısıyla Berk’in Ş.K’de kurduğu anlam ilişkisi doğrudan ‘karşılık’ sözcüğü üzerinden okunabilir.
“Ben şiiri her seferinde bozguna sokmayı (sous rature) nerdeyse amaçladığımı söyleyebilirim.” [Lir, s.23] Ş.K’de ‘karşılık’, dilin anlama, anlamın da dile doğru olan hareketi esnasında tastamam bir denklik kurulamaması durumunda söz konusu olur. Bu aşamada dil ve çağırdığı karşılık arasında bir ‘örtüşme’ gerçekleşmez ve sözcük veya sözcük grubu aktaracağı içeriği yaklaşık bir denklik üzerinden iletir. Başka bir deyişle; potansiyel anlamın ihtiyaç duyduğu dil veya dilden hareketle çağrılan anlam, hedeflenen eşdeğerlik durumuna erişemez ancak buna rağmen bir karşılık önermekten de geri duramaz. Berk de sous rature* fikrine tam da bu aşamada başvurur. Yüzey aşındırmaları aracılığıyla dili deforme etmek yerine, dil-anlam karşılığını verili olanla ilişkisi bakımından askıda bırakarak ve herhangi bir karşılığı mutlak kabul etmeyerek bozguna sokmayı tercih eder. Bozguna sokma fikri, dille beraber anlam düzeyinde de devreye girer. Her ikisi de birbirlerini önemli ölçüde etkileyip dönüştürürler. Ancak, yalnızca sözcüğün veya anlamın hâlihazırdaki yetersizliğinden hareketle bir bozgun söz konusu değildir, dil ve anlam tartışmalı hale getirilerek de hedeflenen bozgun gerçekleştirilir. Berk, daha radikal bir dil-anlam ilişkisine yine sous rature fikrinden hareketle varır. Ancak bu kez referansın ötesine taşıyarak bu yöntemi Çok Yaşasın Sayılar’da peş peşe üç sayfa boyunca uygular. [s. 237, 238, 239] Verili dilin üstünü çizerken, aynı işlemi alışılagelen anlam ilişkisi içinde uygular ve ‘üstünü çizme’ yöntemini dilin anlamı içermeye başladığı noktadan itibaren devreye alır. Dolaysıyla Berk’te dil ve anlamı ve bu ikisinin kurduğu ilişkiyi birlikte, birbirine paralel ele almak gerekir. Ancak anlam olanakları bakımından bununla sınırlı kalmaz Berk, Ş.K’de alternatif odak noktaları ve merkezlerin anlam evrelerini yakalamaya koyularak gündeliğin hemen yanı başında devam eden akışa odaklanmış, tek tek parçaların bir araya geldiği alternatif bir anlam dünyası kurmayı hedeflemiştir.
[2]
Ş.K’de, öznenin nesneye doğru olan yönelimi ve metne taşıdığı kesitler, anlam-ilişkisellik evresinden önce devreye girer. Başka bir deyişle; şairin tasarladığı bir anlam katmanı önceden belirlenmiş değildir. Metne çağrılan kesitler parçalanarak şiire dâhil edilir ancak şey-durumun tezahürü deneyim aracılığıyla her seferinde dönüşür ve dönüşümün yeni hareketi şiir boyunca devam eder. Anlam/karşılık bahsi tam da bu noktadan başlayarak söz konusu olur. Berk’in şiir içinde odaklandığı her yeni merkez beraberinde yeni bir dil fikrini de getirir. Yeni anlam/karşılık olasılığı ise mekân-nesne-dil etkileşiminin devamında ortaya çıkar. Dolayısıyla Ş.K’de anlam, anlatının üzerinden kurulacağı merkez ve bu merkezin etkileyeceği dilin oluşumundan bağımsız düşünülemez.
Berk, Sutyen şiirine yazdığı ikinci çıkmada şöyle der: “Sözcükler de anlamsızlık üretir. Ürettikleri anlamsızlığı da yerine göre kullanırlar.” [s.101] Sözcük veya sözcük grubunun çağırabileceği şey-durum bakımından sabitlenmiş herhangi bir anlamı işaret etmemesi; başka bir deyişle, karşılıksız kalması, metin içerisinde verili olanın haricinde bir karşılık önermesiyle sonuçlanır: “Her şeyin de bir anlamı vardır. / ( Hiç bir şey anlamdan kurtulamaz.)” [Oda, s.306 ] Dolayısıyla dil, her koşulda anlama işaret edip onu pekiştirmek suretiyle bir varlık alanı yaratmak yerine verili olan anlam ilişkisinden uzaklaşarak da yeni bir karşılık üretebilir. Böylelikle dil-anlam ilişkisi, olanakları bakımından kapalı bir sistem olmaktan çıkıp yeni ilişkisellikten hareketle sürekli devinim halinde olmayı sürdürür.
Berk, Ş.K’de ‘ilişkisellik’ üzerinden tartışmalı bir alan haline getirdiği verili anlamı, yeni anlam/karşılık olanakları aracılığıyla devre dışı bırakmaya koyulmuştur. Böylelikle hedeflediği şiirsel özgürleşmeyi poetikasının önemli merkezlerinden biri olarak inşa etmiştir. Bu tavrı, Ş.K’de de belirgin bir şekilde ortaya çıkar.
[3]
Ş.K’de hemen her şey-nesne, üzerinden aktarılacağı dili beraberinde getirir. Berk, dış dünyada karşılaştığı her nesnenin algısal deneyimden hareketle beraberinde taşıdığı mevcut veya potansiyel dilsel olanakları metin içerisinde somutlaştırarak şeylerle etkileşimi aktaracağı dili ortaya çıkarmayı hedefler. Buna bağlı olarak nesne, metin içinde aktif bir yapıya bürünür ve Berk’in Ş.K’deki dil deneyi de nesneye ait olanı keşfetmekle şekillenir. Dış dünyada olup bitenler için “bakmak benim işim, yalnız bakmak” derken geliştirdiği tavır nesne etkileşimini aktarırken dil tercihleri konusunda da belirleyici olur. Berk’in nesne merkezci kayıtçı tavrı, nesne ve dil ilişkisini somut bir alana çekmesini hızlandırmıştır.
Dilin ‘fosil şiirinden’ söz eder Emmerson.
Buna ayakbasılmadık dil demeli.
Şiirin ufku da orada baş verir.
[Lir s. 20]
Berk, Ş.K’de dilin sıfır noktasını yoklamayı kitap boyunca sürdürür. Bu esnada yapıbozum aracılığıyla dili tastamam ortadan kaldırmaya çalışmak yerine verili dili safdışı bırakmayı hedefler ve odaklandığı her yeni alan için ihtiyaç duyduğu yeni dili bu yolla meydana getirir. Nasıl ki dış dünyada hazırda duran nesnelerle kurduğu diyalogda hareketi başlatıp bu bu hareketi kayıt altına alıyorsa, aynı etkileşimi aktaracağı dili belirlerken de dili deneyimleyerek yeni bir dil evresine varmayı amaçlar.
Dilin gerçeklik sınırının nereye değin uzandığını, gerçeklik ötesiyle ilişkisinin de nerede kesildiğini, nasıl kesildiğini, sonra da o Kaosu denemek istedim hep. Anlamı (ya da gerçeği) aşmadıkça şiirden söz edilemeyeceğini biliyorum çünkü.
[Lir, s.18]
Berk, aktarım sırasında dilin hareketlerini gözlemlemeyerek dili sık sık meselenin kendisi olarak konumlandırır. Ancak aynı zamanda bir aracı form olarak dilin nasıl çalıştığına da odaklanarak dilin ifade olanakları bakımından tıkandığı yeri yoklamaya çalışır. Ş.K’de dil, yalnızca mevcut hareketi veya duygu durumunu aktarma aracı değil, potansiyel hareketin aktarılabileceği boşlukları ve kırılma noktalarını da kodlayarak metni bu açıdan esnek bir yapıya dönüştürür. Böylelikle ortaya konan metin, şiir fikrini pekiştiren uygulamalar bakımından ve bu kodlama yöntemiyle, yeni dil-anlam olanaklarını aktarabilecek bir sistem olarak tasarlanır.
[4]
Ş.K’de nesneyle her karşılaşma görsel ve algısal deneyim açısından yenidir ve dil deneyimi ilk iki deneyimin şiddetine bağlı olarak şekillenir. Berk, Ş.K’de her nesneye ayrı ayrı ve ilk karşılaşma anının duygusuyla odaklanır. Böylelikle deneyim evresini sıfırlamayı ve nesneyi yeniden farketmeyi hedefler. Tam da bu aşamada görsel-algısal deneyimi sıfırlamasına bağlı olarak dil deneyimini de sıfırlar ve bu yolla metni yeni bir dilin eşiğine taşır.
Bir dikdörtgen (dikdörtgenin girmediği yer var mıdır?)
Bir küp de diyebiliriz. Her yüzü dördül, durağan, sessiz.
Bir kapalı kutu da, bütün kapalı kutular gibi de içine dönük, kapalı.
[Ev, s.277]
Yukarıdaki alıntıda ev, işlevselliği ve fonksiyonlarından önce, yalnızca görünümü itibarıyla vardır. İlk deneyim evresi safdışı edilerek nesnenin yüklenmiş bulunduğu dil-anlam ilişkisi sekteye uğratılmıştır. Böylelikle dil, nesnenin yanı sıra, nesnenin metin içindeki varlık durumuna bağlı olarak ve her seferinde yenilenerek merkezde kalmayı sürdürür. Berk’in Ş.K’de meydana getirdiği dil, kitap boyunca önerdiği nesne teorisiyle paralel çalışır. Her ikisinde de ortadan kaldırmak yerine yeniden keşfetme söz konusudur. Bu, dilsel uygulamalar bağlamında Berk’in deneyini yeni bir zemine taşımıştır. Dış dünyayla kurduğu diyalogda deneyimi icat edip onu kayıt altına alırken geliştirdiği yöntemi, dili deneyimleyip bu deneyimi çeşitlendirerek aktarırken de uygular ve metne taşıdığı yeni dil deneyimini somutlaştırır.
Bütün taş duvarları severim, asıl da bir yolağzında, yıkık dökük bir çitin
arasında bir başına ilgisizliğe terk edilmiş eski, kocamış taş duvarları
severim. Onların seslerini duyarım. Taşların içinde yitik, büyülü bir dünya
devinir: Gizemli yolculuklara çağırır.”
[Bitirme, s.318]
Ş.K’de, şeyler dünyasıyla kurulan iletişimin dile taşınması sırasında, her koşulda bir kayıt-aktarımla karşılaşılır. Dış dünyada cereyan eden, kendiliğinden bulunan veya bir müdahalenin sonucunda var olan hemen her nesne-hareket dilde var olmaya adaydır. Bu aşamada kaydı başlatan; mevcut olanı veya potansiyel hareketi yeniden farkedip ve detaylandırarak dilde var etme fikridir. Özne, bu aralıkta gözlemci pozisyonunu koruyarak yeni etkileşimin dili şekillendirmesine olanak tanır. Böylece dil, metin boyunca fotoğrafik bir yapıya kavuşarak anlatıyı görselleştirir. Dil, seslendirilince yalnızca işitilen değil, görsel olanaklar yardımıyla fotoğrafik kareler halinde yan yana gelerek metni hareketli bi kompozisyona dönüştürür.
* Sous Rature: Derrida’nın Heidegger’den alarak sistemleştirdiği silme yöntemi.
14 Temmuz 2026
