Michael Snow’un So Is This’ini nasıl açımlamalı? Bir yapısal film olarak mı? Belki, zira bu, her yapısal filmin yaptığı gibi, film izleme deneyimini özdüşünümsel kılan, yani film izlerken film izlendiğinin farkında kılarak “filmin maddesi” üzerine düşündürten bir film. Ama bir yandan da bundan ibaret durmuyor; amacı ve derdi, filmin film olduğu ve başka da bir şey olmadığını yine, yeni, yeniden ispat etmek değil. Bir totoloji değil yani. Başka bir şey.
Ne? Soruyu bu denli basit ve basitçe sorabiliriz. Şöyle düşünüyoruz: Snow’un filmi, bir tür metin-film olarak, hatta belki de prototipik katıksız metin-film olarak, sözcükleri, filmi film olarak kuran kurucu bileşeni ortaya çıkartmak için kullanmak suretiyle, esasında ikili, çift kutuplu bir işlem gerçekleştirir: hem sözcüklerin hem de planların, özetle montajın bir “hız mantığı”na dayalı olduğunu, anlamı da bilhassa bu mantıktan türettiğini görünür kılmak.
Snow bunu nasıl yapıyor? Sözcüklerin bu filmdeki işlevi ne? İki işlevleri var. Birincisi, planlara dağılan ya da doğrudan “planlanan” sözcükler olarak, plan-sözcükler olarak, filminin akışını hissedilir hâle getirme. İkincisi, bu süreç boyunca, filmin de bu akışın en az seyirci kadar farkında olduğu, olacağı bir duyumsanır yüzeyi imal etmek. Birinci bağlamda hıza, ikinci bağlamda ise anlama yönelik bir sine-sözcükleme. Bir girift sine-dil devresi.
Filmin işleminin iki yönlülüğü, bu açıdan, şu koşulu dışavurur: Montaj, esasında anlamı üreten şeydir, zira sözcükler tek başına bir şey ifade etmezler ve hızları, süratleri, hareket tarzları, hareketten bağımsız bir sözcük akışı hayal dahi edilemeyeceğinden, anlamlarına ikincil değil, onların ön koşuludur. Snow’un filmde göstermeye çalıştığı da esasında bu gibidir; sözcükler, metin, aynı anda hem hızla doğurur anlamı hem de bu hıza işaret edebilecek bir anlamlılık yaratır. Film-sözcükler, bu açıdan, “yalın sözcük”lerin yapamadığı şeyi yapar: Hareket ile anlam arasındaki eşlenikliğin dışavurulması.
Bu anlamda bu tip bir filmi bastığı bir metinden, hatta bu filmin yazılı, filmsel olmayan (ya da proto-filmsel olan), düz ve fiziksel metninden ayıran şeyler de belli olacaktır: süreye tabiyet, kesmelerin mekanikliği ve başka yüzeylerde (örneğin kitap ya da dergi) sözcüğün gizlediği şeyi, mecraya gömülmüşlüğü görünür kılmak. Yalın sözcüğü üst-tanımlayan film-sözcüğün veçheleri.
Üç ucu tek tek ve kısa ele alalım. İlkin, film süreye tabidir, kitapta ise bu mümkün değildir; her ne kadar süresi hesaplanmaya çalışılan yazılar, metin birikintileri bugün giderek artsa da (Bunlar hâlâ “göreli süre”lerdir). Diğer taraftan, ikinci olarak, sözcükten sözcüğe geçiş organik ve pürüzsüz değil, mekaniktir; böylelikle de sözcükler bir cümle ya da cümleleme hattının birimleri olarak değil de bir dizi birim olarak alımlanır (Snow boşu boşuna sözcükleri tek tek planlamaz). Ve üçüncü ve son olarak, sözcüklerin en başından itibaren, birçok şeyin yanı sıra, kendi akışlarına göndermeleri de barizce (ama vurguyla da) filmin yapısal eğilimindendir; film sözcükleri aracılığıyla sözcüklerden (yani kendinden) bahsederek, sözcüklerin “havada” durmadığını imler (ki bu da sözcük her daim parergon’uyla var demektir). Ezcümle, bu üç uç, bir arada, sözcüğün farklı işlevler kazandığı devre parçalarıdır, yoksa başka bir şey değil.
Dolayısıyla, Snow’un filmini haklı olarak metin-film olarak tanımlıyoruz, çünkü söz konusu olan, gerçekten, ancak filmin görünür, duyulur, daha doğrusu layıkıyla ve hakkıyla işler hâle getirebileceği bir metinsellik, bir yazınsallık. Bu öyle bir film yapım şekli ki, sözcüğü basit bir malzeme olarak almıyor, ama bu malzemenin ta kendisinin, kendi dışında da nasıl çalıştığı üzerine düşündürtüyor; hem de bunu kendi akışında, kendi kendine yaparken. Bu perspektiften de film görsel-işitsel olmaktansa önce ya da en az o denli kavramsal, zira bir kavram olarak sözcüğün hareketle boğumlu işlevlerini açığa vuruyor; yalnızca sözcüklerden oluşan bir film değil bu, sözcüklere, dile, giderek şiire dair bir film (dili ve anlamı askıya alan mikro-aralıklardan oluştuğundan).
Ama yine de yanılmamak, tuzağa düşmemek gerek: Bu film, So Is This, yeni bir dil, bir “sinema dili”, “film dili” öne sürmüyor, üretmiyor, hatta bu, bu filmin lensinden bakıldığında, tamamen konu dışı. Neden? Çünkü film sinemanın diliyle ilgili olmaktan çok, dilin ana değilse de ara birimi olan sözcükle ilgili ve tabii ki, tekrarlarsak, onun kinetik işleviyle, özsel olduğu kadar. Film basitçe şunu yapıyor: Sözcükten sözcüğe kurduğunuz cümleler, paragraflar, bölümler, kitaplar ve dahası, ancak iki sözcük arasındaki hareketle, harflerin tümlenmesiyle oluşan o gizemli “nesne”nin hareketiyle mümkündür ve bu hareket, anlamdan önce ya da sonra değil, onunla aynı anda ortaya çıkar; dolayısıyla kendinde anlamlıdır, kendi üstüne kıvrılarak anlam bulan bir tarzda.
O zaman, son olarak, şunu iddia ediyoruz: So Is This’in anlamı, bir anlamı varsa, hareketin anlamı, hareketle yaratılan anlam. Bundan kasıt, filmin anlam ile hareket arasında bir bağlantı tespit etmesi ve bağlantının analitik serimini, planlarında ve montajında dışavurması. Planlarında: En küçük anlam birimi olarak sözcük-planlar. Montajında: Anlamın, sözcük-planları ilişkilendiren hareketten, görünmez hareketten, kesmeden başka hiçbir şeyden türemediği gerçeği. Şu hâlde açık gözüken şudur: Sözcüğün hareketlenmesi anlam yarattığı gibi, hareketin sözcükle hemhâl olması da onu, yani hareketi anlamlandırır; hareketin anlamın kurucu bir bileşeni olduğuna dair sezgiyi vurgulamak, ancak bu git gelli dinamikle mümkündür diyelim.
Basitçe, So Is This şudur: Sözcüğün anlamına olduğu kadar kendi anlamına, kendini var eden, plan içi ve planlar arası meta-öğeye, kine-elemente, hareket dediğimiz o uçucu, görünmez, şu sözcükleri bile ardı ardına dizen şeye dair bir filmdir bu; anlamlıysa, sözcüklerden oluştuğundan değil, onları anlamlı kılan işlemi gerçekleştirdiğindendir. İmge ile sözcük arasında mekik dokuyan, ama bunu da hareketin anlamından anlamın hareketine doğru sürekli bir gelgitle, devridaim hâlinde yapan bir film olduğundandır. Snow’a has bir sine-sözcelem düzenlemesi.
20 Temmuz 2026
