Şiir direnirse kazanacak.

piknik

 

hiçbir şey yazmamak üzere oturdum ağacımın altına

köklerine yerleştirdim gövdemi

dua ettim piknikte evlenmek için

bir dal kırıldı korkuyla diriltti

çıt sesi varlığımı

çiçekli dalın düşüşü tanrı’nın kırgınlığının işareti

hiçbir günah işlemeden günahkâr sayıldığımdan

“bil ki dağlardaki karlar kadar temizim ben”

bir yeşilçam filminden bu yakarış

kimseler görmedi kalbimdeki dişi meleği

 

annemin köyünü sayıklamasını işitince

gençliğimin ışınlandığı atmosfere

menengiç ağacının köklerine yerleştirdiğim

güçlü gövdeme veda ediyorum

zamanımın karanlığına dönüyorum

çöp kovama atamadığım dertler, kaygılar, güvensizlikler var

evet travmalarım var

geniş zamanlarda ölmemeyi becerebildiğim

her gün için kendimle gurur duyuyorum.

 

geniş zamanda yaşıyorum ben

şimdiki geniş zaman

geniş geçmiş zaman

kırk yaşımdan bu yana geçmişle yaşıyorum

korkularımdan hâtıralarıma saklanıyorum

 

salağın tekiyim zengin olabilirdim

irlanda’da bir ev yaptırıp, o topraklara özgü başka bir ağaç gölgesi bulabilirdim

köklerinde siyah bira ya da viski içebilirdim

çimlere uzanıp gökyüzüne bakardım

babama göz kırpardım

mutsuzluğum tatlı bir spleene dönüşürdü

ağır kent sıkıntıları çekmezdim

yarı-amerika’ya dönüşmüş paris’e de gitmek istemezdim

1873’ün paris’inde yaşamak ölmek isterdim

rimbaud’ya bir çocuk baba olarak babasızları ortada bıraktın derdim

yere tükürürdüm

burnumu karıştırdım

ben 19. yüzyıla benzeyen 1994’ü özlüyorum

97’yi özlüyorum ağacımı özlüyorum

 

beni o menengiç ağacının köklerine götürün

gövdem için bir yer bulun

bana tatlı bana yelkenli şarkılar söyleyin

beni içimin karanlığından kurtarın

 

hayaletim diyor ki:

irlanda kırlarına uzanıp gökyüzüne baktığın gibi

validebağ’da elma ağaçlarının arasında yine gökyüzüne bakıp

babana elindeki alyansı gösterip göz kırpacaksın

ben de kirişe mimlenip

yanıtlıyorum jakobeni:

çocuklarım koşuşacaklar

bir kız bir oğlan geçecek elma ağaçlarının arasından

uçurtma uçuracaklar

gökyüzüyle barışık kutsal bir hayat yaşayacağız

 

hiçbir şey yazmamak için oturdum yatağıma

ve gecekomşuma piknikte âşık olduğumu söyledim

bu işin başka bir yolu olmalı

bana da levent karataş diyorlar

adımla çileyle yaşadım ben

kapımda adım yazmıyor

evimi bütün istasyonlar biliyor

 

hadi kaşık bir sedyeyle beni yatağımdan alıp

bir ambulansa bindirin o ambulansta evlendirin

arabayı istanbul havalimanına sürün

dış hatlar gidişten beni gökyüzüne uğurlayın

babamın yanında işim var

babamın gözlerini görmek istiyorum.

 

Nisan 2026, Acıbadem