Şiir direnirse kazanacak.

REŞİD İMRAHOR VAKASINI BİR ROMAN GİBİ OKUDUĞUMUZ GÜNLERİ NE ÇABUK UNUTTUN BEN ŞİİRE GEÇİP NAZIM HİKMET GİBİ ŞİİRLER YAZACAĞIM DERDİN

 

-geçti o günler eskide kaldı

ülkedeki on çiftten en az dördü aynı yatakta uyumayı bilmiyor

en az dördü sol kollarını nereye koyacaklarını hesaplayamıyor

giyotin kullanımında önceki yüzyıla oranla net bir düşüş olduğunu söylüyor sarışın haber spikeri

(dokuz oktavlık sesi ve lacivert döpiyesiyle

 

her şey eskide kaldı

dost kitapevi’nin önünde kaval kemiğini kırmasından korkardın

elinde flama ile gezen japon rehberin

bi kusmuk gibi ağzımızdan kızılay’a dökülen

tabutta rövaşata metoforlarımız vardı

arthouse soyunurdu insanlar televizyonlara

gazete satışlarının önceki yüzyıla oranla

dokuz kat azaldığını söylüyor haber spikeri

(damarlı gözleri taze misvaklanmış dişleriyle

let’s prove me america

 

damarlarında pinekleyen hayvan

imge olarak büyüyünce zihninde

şiire koşuyorsun yine – geç taze poseidon’un

sahte troya’sından

metafor diye diye göbeğin çatladı

işte bak kan sızıyor yine dikişlerinden

sızıp küt diye duruyor tırnak uçlarında

bacakların iyicene karardı

yıkanmıyorsun sanacak insanlar

 

her şey eskide kaldı

medea’nın biçtiği çocuklarının kanı kuruyup kaldı öylece

zeus’un yedi ölümsüz karısı vardı hepsi öldü

hardanger nakışlı kaburgan yan odadan duyuluyor

şiiri savunmak şiir kadar eski midir dersin

 

her şeyin sesi vardı

suskunluğun sesi

kalorifer peteğine zincirlenmiş hasta çocuğun sesi

çığlığı hiçbir renkle eşleştiremiyorum kafamda

tiz bakışlar ve gözalıcı inlemeler çarpık bütünleşiyor

araba hızla ilerlerken ağaçlar birbirine karışıyor ve

şerit çizgilerine göre hep sağ taraftayız sanki biraz

 

hülya koçyiğit’in eşkiya tarık akan’ı

buzdan yapma tuvaletin önünde öpmesini

tam dört kere izledim

hala bunun iyi mi olduğuna karar veremiyorum

tam dört kere ev değiştirdim ve

lenf düğümlerim bir bir sökülürken

boynumu kaldırıp yerden gövdeme geçirmeyi

bir türlü akıl edemedim

dişli bir sıfat arıyorum kendime

kafese sıkışmış aslanın korneasına yansıyan siyah çocuktan kurtulup

zincirini çekiştiren, ısıya ve sese direnen beynimden arınmak istiyorum

 

eskiden mağaralar vardı

deklanşöre göz kırpan dağ insanları

zihninde büyüttüğü mavi çiçeğe takma ad bulan kadın hükümdarlar ve

idea’da boynu bükük şairler vardı

amerikan barlarda straplez hanımefendiler

viskiyi içen hesabı öderdi

eskiden her şey düz bi çizgi etrafında gelişirdi

lineer beyefendiler lineer eşleriyle dümdüz öpüşür

doğan çocuklarına babalarının ismini koyarlardı

dünyadaki tüm garsonlar bir altmış boyundaydı

hepsi papyonlu belirirdi

altı yüz yıl önce k*til yazsaydım

araya asla yıldız koymazdım

eskiden her şey açık seçikti

ve herkes birbirini tanırdı

 

Şiir direnirse kazanacak. sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin