COŞKU
Aşk ateşi yetmez, yangını paklar beni.
Ne de olsa bahar.
Görkemde birleşir içimdeki ormanlar.
Gündemin en yakıcı maddesi:
Ölgünlere can katar.
Kutsayan sözler yazar bu can,
ağaçları hep yeşil kılan.
Bir avuç ateş çalarım alnıma,
birer avuç da yanaklarıma…
Ta iliklerime dek ısınmak bir yana,
doğurgan bir ezgi olmaz mı?
Zarif olur alevler:
“Bu destandaki ağaçlar hangi sırayla arınsa?”
Ateşli bir tartışma.
Gözüm er geç alışır parlaklığa, hora teperim.
Kendimden öyle geçerim ki
alevlerin tepesinde oynarım.
Hoş bir alev çıkmaz mı -benden etkilenen?
Gururdan belli etmek istemeyen?
Benim için kıvırmak ister çınar gövdesinde.
Çınar olup çaktırmadan bakarım,
göz ucuyla, süzerek.
Şölende tek aleve bağlı kalamam,
sıçrar gezerim. İkinci Pan.
Ama panik yaratmayan.
O tutkun yakınır yanar yangın,
tez tükenmek ister ardımdan.
İstemezdim, ama şaka değil bu, destan.
Söner mi dersin? Canım,
kendini şiire versin.
Doğa, ya al beni ya da ver kendini bana!
Öyle bir yangın olsun ki
gönlümün tüm ormanları kutsansın.
Tüm gelecek canlar coşkuyla ansın.
Doğurtkan sözlerle varım.
Ölü ağaçları çiçekleyen özler yazarım.
İşte, doğum türküsü yakıyorum.
Yangın oluşuma bakıyorum.
Sıra sımsıcak bir servi bulmakta,
yüreğime su serpen.
Saçımı tutuştursa,
başımı koymuşum gibi olur
kuştüyü yastığa.
Şimdi bir avuç ateş çalayım alnıma…
Birer avuç da yanaklarıma…
Hey, bakın, yaşama sevinci duyanlar,
bir ilkbaharda ilk defa
gönül ateşine uyanlar,
öptü beni doğa!
Darısı başınıza.
1974-2025
1 Ocak 2026
