MEDYADAN
Osman Çakmakçı: “Necmi Zekâ’nın şiiri Avrupa şiirinde de burada yaptığı etkinin bir benzerini yaratabilir.”
Necmi Zekâ’nın Yere Yığılanlar Yere Çakılanlar adlı şiir kitabının arka kapak yazısında, “Tanımlanması zor bir şair, tanıtılması zor bir şiir” deniliyor doğru olarak. Gerçekten de öyle. Necmi Zekâ şiiri için ilk önce söylenecek şey şu olabilir: Dönemin şiirselliğinin, şiirsel söyleyişinin, bakış açısının, dünyasının, giderek evreninin dışında yer alıyor bu şiir. Tanımlanmasının zor olmasının öncelikli nedeni bu. 1980...
Kazım Cihan Can: “Aort, okuru aritmik bir tecrübeye davet ediyor.”
Gündelik hayatınızı sekteye uğratan ve sizi ziyadesiyle rahatsız eden, bedeninizle ilgili bir şikâyetiniz olduğunu düşünün. Çok büyük olasılıkla başvuracağınız yer bir sağlık kuruluşu olacaktır. İşlemleriniz bittikten sonra buradan, elinizde kalbinizin çizdiğini söyledikleri çizgilerden oluşan bir kâğıt parçası ve zihninizdeki “…iskemiye bağlı sol ventrikülde hafif hipertrofi ancak tıbbi olarak anlamlı değil…” ifadeleriyle ayrıldığınızı varsayın. Her ne...
Ayşegül Tözeren: “Sıfır İroni’de Osman Konuk’un dilinden Türkçe şiirin bir nehir olarak akışını gözleri keskin bir okur izleyebil[ir].”
Herkese Osman Konuk’tan: Sıfır İroni Sıfır İroni, şair Osman Konuk’la yapılmış söyleşilerden, yanı sıra şairin Heves ve İtibar dergilerinde yazmış olduğu küllük yazılarından oluşan bir derleme kitap. “Tanınmamak için şair” Osman Konuk’un şiirini tanımak isteyenler için 160. Kilometre yayınevinden çıkan cep kitabı boyutundaki bu derleme önemli bir kaynak işlevi görüyor. Çünkü baştan sona ya...
İsmail Aslan: “Sırtımızı Suriye sınırına vermişiz, aramızda 50 metre mesafe. Ben sadece yazıyorum, şiir konuşmak beni hep germiştir. Dahası ben ağlamışım, adam bu ne saçmalık diyor; oysa ben hiçbir saçmalıktan ötürü ağlamamıştım.”
Söyleşi: İsmail Aslan – Oğuzcan Önver 1- Internet hiç varolmamış olsaydı nasıl bir insanlık olurdu? İnsanlık nasıl olurdu, bunu uzun uzun anlatmak mümkün. Yalnız, ben kendimi iyi bilirim. 11 yaşımdan bu yana mutsuzum; internet mutsuzluğuma hiç dokunmadı. 2- Elektriği yok etmek ister misin? Elektrikle çalışıyorum ben. 3- Şiir yazmaya ne zaman niçin...
Oğuzcan Önver: “Bir şairin ilk kitabı gibi değil de ikinci kitabı gibi duran bu kitap [Sistem Çöktü Misal Çok Yalnızım], Türkiye şiirinin yeni medyayla köprüsünü kurmuştur.”
Fwd: Akmış bilinçte simülasyon [robert wyatt dinleyerek okuyun] İsmail Aslan hakkında yazarken insan, Freud şöyle demiş, Lacan şöyle dememiş, Jung’un eş zamanlılığının Internet üzerinden yorumu gibi şeyler demeye çekiniyor. Adam psikolog çünkü. Özel bir kurumda. Çok özel. Bu sebepten ötürü İsmail Aslan’ın psikolog olmadan önceki hayatına yöneliyoruz. Tımarhaneden kaçmaya karar vermeden çok önceleri,...
Suavi Kemal Yazgıç: “Samimiyeti istismar etmeyen bir samimiyetle yazıyor ve konuşuyor Osman Konuk.”
Osman Konuk’un yeni kitabı Sıfır İroni “Anlatmaktan vazgeçmeden anlatılamaz” ihtarıyla başlıyor. Bunda bir ironi mi aramalıyız. Çok da gerekli değil bence. Osman Konuk şiirleri hakkındaki her yazıda illa kullanıldığı için maalesef “klişeye” dönüşen ironiyi burada da bir siftah kavram olarak kullanmanın pek de bir anlamı yok. Evet, Osman Konuk şiirinde ironi var. Ancak var diye...
Utku Özmakas: “[İsmail Aslan] 2010’lardaki yönsemelere dair (…) sosyolojik bir malzeme sun(uyor).”
“Sanal dünyaya Platon’un idealar dünyası muamelesi yaparak 2000’li yılların şiirinin işaret fişeklerini okumaktan azade olanlar için İsmail Aslan bir ‘çağrı cihazı’ görevi görüyor.” Yazının tamamını okumak isteyenleri şöyle alalım.
Sinan Özdemir: “[İsmail Aslan] geçici olanın kalıcı izine vurgu yapıyor.”
Elimde İsmail Aslan’ın ilk şiir kitabı Sistem Çöktü Misal Çok Yalnızım (160. Kilometre, Eylül 2012) var. Kitabın adı ilginç, alışılagelmişin dışında bir ad; biraz uzunca (uzatılmış) bir isim bu… İlk bakışta kasıtlı olduğunu duyumsatan bu seçim, kitabı okuduğumda haklı olduğumu düşündürttü bana. Envanterci bir yanı var Aslan’ın; fakat onunkisi bir kategorik yığımdan çok, sözcükler yığımı...
Mehmet Davut Özdal: “Benden önce şiirimizde zaten baya bir değişme olmuştu.”
Söyleşi: Mehmet Davut Özdal – Murat Üstübal İlk kitabın Mehmet Molla (160. Kilometre, Ekim 2011) şiddet ve ironiyi üsluplaştırmasıyla dikkat çekiyor. Özellikle şiddet unsuru kitabın ilk şiirindeki tekvando sembolünden, sonlardaki “İstersen Çekilmişinden Vereyim” şiirine kadar gerilimi ve heyecanı hiç düşürmüyor. Aksiyon filmini andıran tüm o sahnelere rağmen görüntünün arkasında büyük bir tatminsizlik ya da doyumsuzluk...
Utku Özmakas: “[Dikkat Köstebek Çıkabilir], yer yer anlatımcılığa fazlaca kaysa da Türkçe şiirin 2000’lerdeki en yüksek düzeye ulaşan politik şiirlerinden biri olduğu apaçık.”
2000’li yılların genç şiirinin önde gelen isimlerinden olan Ali Özgür Özkarcı dördüncü kitabı Dikkat Köstebek Çıkabilir’de kentin köstebeklerine, hayaletlerine eğiliyor ve onların ortak hikâyesi olarak “yaşlı köstebek”i de ele alıyor. Ne de olsa “anlatılan senin hikâyendir”. Kitabın adından ve ilk şiirindeki ithaftan anlaşılabileceği üzere buradaki köstebek Daniel Bensaid’e bir gönderme taşıyor ama Özkarcı bununla kısıtlı...
Ali Özgür Özkarcı: “Herkes ‘yaşasın neşeli günler’ tadında. Edebiyat da böyle bir şey oldu bir nevi. Biz de ciddiliğimizi kamufle etmek için, yayınevi kurmayı tercih ettik.”
Söyleşi: Ali Özgür Özkarcı – Nazlı Berivan Ak 160. Kilometre fikri nasıl doğdu, neden yayınevi, neden şiir diye başlayalım isterim? Aslında sırf şiir kitabı yayımlayalım diye başlamadık. Yakın zamanda başka türlerde, o türleri anlatan başka dizilerle de okur karşısına çıkacağız. Şiirden geldiğimiz için, önceliği şiire verdik. 160. Kilometre’ye gelinceye değin, deneyim kazandığımız bir dergicilik geçmişimiz...