“Mutlu bir ailesi olsun istemişti. / Yani… çok mu şey istemişti?” | Onur Köybaşı’dan bir şiir.
Adımla Çağırdım Beni
İsmimi birinin ağzından duymanın
neler hissettirdiğini hatırlayınca,
“Hatırlanmamak yeni bir özgürlük,” dedim.
Değersiz varlığın, her şeyi değersizleştirme hakkı
Varlığımı kimseye armağan etmeme hakkı
Sahip olmadan reddetme;
reddederken ait olmama hakkı.
İyileşmeden “iyiyim” deme,
kırılmadan sivrilme,
sivrilmeden batma hakkı.
Hayatta kalmayı başarı saymama,
hakkım olduğunu kimseye kanıtlamama hakkı.
İşte, “Yeni konforum bu,” dedim.
Kendini taciz eden hafızamla ekrana baktım:
Üstüne basınca ses çıkaran bir oyuncak ayı gibi
bir nezaket libidosuyla,
gerçek olmayan şeyi gerçekten istedi.
Çok mu şeydi istedi?
Mutlu bir ailesi olsun istedi.
Halk denen jüriye seslendi,
çünkü acı prim yapardı.
Ama gerçeği değil —
editlenmiş, kırpılmış, ışıltılı olanı:
Güvenli acı.
Kremalı acı.
Sponsorlu, markalı,
büyük siyah gözlüklü acı.
İçerik üreten,
“Bi’ terapiye başlasan geçer gibi” duran acı…
Gerçek acı ekranda yer bulamazdı.
Jüri midesi hassastı.
Evcil bir cehennemde,
sahici acının sadece dizi senaryolarına ait olduğunu sanarak
kendi küllerini süpüren bir anne,
ekranda onu izlerken ona üzüldü.
Ama “daha kötüsü de var”la başlayan
empati simsarlarını sevindirdi.
Mutlu bir ailesi olsun istemişti.
Yani… çok mu şey istemişti?
Hayır —
sadece gerçek olmayan bir şeyi
gerçekten istemişti.
Ve bunu yine bir aileden öğrenecekti.
TV’deki karakter gibi,
aynı tonda ağlamıştı.
Odağını değiştirip başka sorulara da yanıt verdi;
çünkü kederin de bir estetik kotası vardı:
“İddiaların odağındaki adam canlı yayında…”
Ekranı kapattım.
“İnsan kendine neden seslenemez ki?” dedim.
Sonra —
Adımı kendi ağzımdan duydum.