“babaannem anlatmıştı dua ettiği zaman / bir meleğin etrafında gezindiğini” | Ayşe Görkem Kozanoğlu’ndan bir şiir.
Ne Zaman Bir Melek Geçse
herkesin neşeyle konuştuğu bir masada
sesler yavaşça gevşeyip de
birden bir sessizlik olduğunda
söylediği gibi İtalyanların
neden sonra —
“passa un angelo”, bir melek geçiyor.
— yeniden başlar derken
kahve demliğinin püf püf buğusu
tabak çanak gürültüsü, çekingen
küçük gülüşler, gecenin sonunu haber veren
anlayışlı onaylar.
bir küçük ölümdür, o yüklü duraksama
çünkü melek bir kez geçmiştir artık.
(babaannem anlatmıştı dua ettiği zaman
bir meleğin etrafında gezindiğini
kanatlarını onun
kollarına, omuzlarına değdirdiğini
o serin taş evde, herkes gitmiş
Cumhuriyet kadını babaannem ve meleği
küçüktüm, hatırlıyorum nasıl da ürperdiğimi.)
belki bilmek istersiniz, şimdi
ben de bir melekle birlikte yaşıyorum
ve bütün melekler depresiftir,
kendi karanlığını tanımayan her varlık gibi
ve kişi elbette sessizce gülümsemelidir bütün “iyi”lere,
sonra da Wittgenstein gibi susmalı.
ama bu depresif melek, evimizde
midesi boş, uykusuz kanatları
pek yorgun, gözleri kan çanağı
ince mumlar, kutsal sular,
cebinde bir müzik kutusu, kurmalı
sabahlar akşamlar, beyaz muslin pijamasını sürüyerek
bir karikatür gibi geçer durur
— klavsen. 528 hertz. oda müziği. halıya gömülen pantuflalar. loş evde duvar akvaryumu. parmakların ucunda ışığın oyunu. dikenli sarmaşık. iki el silah sesi. kalbim kalbim. bir barok inci dünya, bir bordo damla. —
ama onda karşı koyamadığım bir yan var,
bütün o hüzünlü gizemsizliğine,
bütün o lekesiz tecrübesizliğine rağmen,
ya da dair,
çekici bir şey, bir parıltı, bir nüans,
bir kısa devre,
bukleler ve zarif hatlar, bir bakışın,
bir gülümseyişin böylesine içten oluşu
nasıl da her defasında
bir şeylerin topraktan bitişi hızlı çekimde
sudaki çakıllar, eller ve umut gibi,
bir şey işte, dile gelmeden yakalayan
ve içini eriten
tecrübeyle lekeli bir kalbin bile.
ve tüm sesler dindiğinde, derinden duyulur işte
ne zaman bir melek geçse
insan eksildiğini hisseder.