“uluslar ölmeden önce nasıl da sessizleşiyor” | Taylan Yılmaz’dan bir şiir.
her şeyi istiyoruz
zaman modülasyonu ve seste biraz kıpırdama
sana her şeyi verebilirdim ve belki biraz daha fazlasını
ateşte yürüyen renkler ve kendime gelmemi bekleyen gözler
hayat yeniden kurulabilir ama benim ilgim başka yerde
benim gibi insanlar zoru bulur ve sıkılır ondan
havada yürüyen kırmızı bir bulut
kar altında meditasyon yapan kargalar
yönsüzlük ve her şeyi aynı anda istiyorum
partikülleri birbirine iten bir ses dalgası
gözlemlendiğimde rol yapıyorum
bir anlık değişimi duyar gibi oluyorum
ilk doğa bana ne anlatmak istiyor
uçsuz bucaksız ormanların içinden geçen hızlı trenler
saatte 500km, sessiz çalışıyorlar üstelik
elimde olsa ikinci doğaya ait her şeyi yerle bir ederdim
ama her şey tepetaklak olursa benim saklanabileceğim bahçeli bir evim var
tertemiz suların aktığı şelaleler
çocukların yüzüp, içebildiği
az ötesinde halk oylamasıyla yapılmış, öğrencilerin yönettiği bir okul
ve hayvanlar için yapılmış özel geçitler
uçan otobüsler sadece toplu taşıma için kullanılsın
ve şehirlilerin girmesinin yasaklandığı vahşi doğa alanları kurulsun
etnoloji ölsün
et yemek yasaklansın, gerçek vahşiler haricinde
ne zaman karşı karşıya kalsam ihtimallerle
seste bir dalgalanma ve şarkılarda bıkkın sıkıcılık
beyaz yakalı için üretilmiş albümler
ve sahne şovları
yanan plazalar ve vasatlığın yok oluşu
ne güzel görünüyor gökdelenler yıkılırken
yerini alan ağaçlar, sarmaşıklar
ve fukuoka’cı tarım
herkese yeten zengin topraklar
zoru seçiyorum ve sıkılıyorum ondan
bir kişi yanıma gelip, bu yürünmeye değer bir yoldur desin
hemen kendime geliyorum
her mahallede haftalık kararların alındığı parklar ve dedikodunun zevki
ne güzel isimleri var hem de
sadece açık kaynak programların kullanıldığı linux sistemleri
bizi birbirimize bağlayan
çocuklar pure data’da görüntüleri bozuyor
ve bu her mahallede gösterime giriyor
genre’lardan sıkılmışlar
bilim ve eylem arasında bir fark yoktur diyorlar: yolları açık olsun
uluslar ölmeden önce nasıl da sessizleşiyor
boş yere takmışız her şeyi kafamıza
boğaz köprüsü’ne bir pankart asmışlar beş metreye on metre
“hayat kolaydır, zorlaştırmayın!”
papağanlar ve martılar birbirlerini kovalıyor
doğadaki bu amansız savaşı ne yapacağız diye soruyor bir adam
her şey güzel olamaz ya
zoru seçiyorum ve seviyorum onu
vegan restoranlar ağı
doğrudan eylem merkezleri ve asılmış avcı kelleleri
bahçede yetişen enginarlar ve herkesin evinde bir beylik tabanca
herkese açık sistemler
kapı olmasın demiyorum ama anahtarın yerini de herkes bilsin yani
hırsızlık bu kadar hızlı ortadan kalkınca komşumun gözlerindeki parlamayı görmeliydiniz
mutfak musluğundan su içtiğimiz günler
ve sağlıklı bedenlerden fışkıran aşklar
wilhelm reich aşk evleri koalisyonu
her şey tepetaklak olabilir, bunu biliyorsun
yaşamaya devam ediyorsun
manzara izleyen ayılar ve güneşlenen kediler
renklerin kağıtta dalgalanışı
çocuklar okullara grafik notasyon dersi koydurmuş
tohum topu hazırlama atölyesinden önce iyi gidiyormuş
ve vahşilere katılmak için okuldan kaçan birkaç cengaver
kapanan hayvanat bahçeleri
çatlayan asfaltlar
orman tarafından yutulmuş tema vakfı şubeleri
hayvan seviyoruz diye değil, artık öteki kalmadı diye ya
seste dalgalanma ve zamanda modülasyon
senin gibi insanlar kolayı seçiyor ve sever gibi yapıyor onu
her şeyi istiyoruz
ama her şeyi!