Özenmeler
1. turgut uyar
Kâhta’nın ıssızında da batar güneş. Demirel’e oy vermiş,
kalın bıyıklarını orama sürter. İslâm kalmaya devam ederek ve
birkaç saat unutarak diabetis melitüsten parmağı kesilen kızını.
Duhûl gerçekleşir tam kalkmamış. Kızıl ter arkama damlar.
Senetlerinin bir çekmecesi vardır, çekmeceyi düşünürüm. Yıllar yıllar
sonra bundan, kompüter ekranında partisyon çizecektir borsa. Ben
göreceğimdir belki ama göremeyecek sarı sendikacı. Karısına yeni
palto almış, örtüsünün altına siyah kumaş geçmesini istemiştir. Aynı
kan, Yeşil Bayrak, patlar yükselir gelecekte. Cam- demir konstrüksiyon
binaların asansörleri iner Çukurambar’ın kebap gecelerine. Tam o sırada
uzak geçmişte ajans haberleri geçer. Orasına kat’i jilet vurmaz. İğrenirim.
İşte bu saatlerde İbrahim’imi kötülükle aldatırım. Neden bilmem, bu nefret, neden
bağlılığım, aldatmaklığımdır. İbrahim’im grevden dönmüş,
gömleğinde ter halkaları ve ayakları da terlemiş olmalıdır. Ama ben,
neden şimdi, paranın kokusunu dolu dolu içime çekerim. Duhûl
gerçekleşirken tam kalkmamış. Kemerini çözüp hünsa boğazlayan bir
katildir üstümdeki. Parasının kokusu derimde parlar. İbrahim’im
bilmez nefreti içime alıp döndürüşümün bir başkaldırı olduğunu.
Söylesem bilir mi bu yolla yavaş yavaş kendime kıydığımı.
2. attilâ ilhan
Kibritimi çakınca gece azıyor
Yeşil neonun yıkadığı bulaş karanlığı delerek
Lityum tüy olup iniyor yerdeğirmenine.
Casuslar bir sandalda cıgaralarını yakıyorlar.
Bir bıçak şimdiden kulaklarına dek çizmiş yüzlerini
Ağızlarında yeşil bir mühür parlıyor.
Her şeyi ama bunu bilemezler: pansiyoner karının,
Çoraplarını çekip, orası bal ve cevizle dahi uyanmayan kocasını
Erbezleri horoz dövüşünde yeni kanlanmış bir askerle aldattığını
Bendeki cumhuriyet pathosu hayata böyle dağılır.
Asla ve inadına vazgeçmezliğimle bu halkı, görüntüleri
Bu karıyı ve ıslak çoraplarını askerin bu inatla severim.
Tam da cereyanlar kesildiğinde yeşil
Fırlayıp düşer perdeden femme fatale, onu da.
Bacağındaki morluğu severim, belli ki bir sırrı ararken kemirilmiş.
Severim.
Ben böyle bilirim hayatı dağınık bir rikkatle
Böyle bilirim şiiri çok uzak köşeleri bir iplikle yeşil
Tutturarak ahvali mermi ıslıkları altında.
3. Melih Cevdet Anday
Güneşle boyanıyordu tekne. Gölgede, izlemedeydik.
Ellerimiz, uzatsak, güneşle boyanacaktı.
Aklımızın önünü tekneye ayırmıştık. Arkasındaysa
İmdat sesleri vardı, bir geyik ölümden kaçıyor,
Ama söylenmiyordu. Balıkçılar ya-hey
Yaşam çekerken denizden, tekne kör, tekne sağır,
Tekne unutkandı. İmdat sesleri vardı, duyulmayan.
Bilemez. Hiç olmuş mudur. Çıtırtılar güneşin midir
teknenin mi. Ellerimizi saklarız geyiğin kanından.
Ellerimizi arkamızda bağlarız tekne güneşte dağılırken.