mahalle
yürüyüş yolumda
solumda telleri saran sonu gelmez sarmaşık
neredeyse bir tünel gibi dört yanı yeşillikle kaplı bir patika
nasıl olup da burada bulunduğunu anlamadığım bir kuş türü
görmüyorum onu ama sesinden belli
kendine ait hiçbir şeyi olmayanların ortasında böyle tuhaf bir vaha
bir motokuryenin motorunun ya da egzos taktırılmış çirkin bir arabanın
dünyeviliğini bozduğu savunmasız bir vaha
burası kendine ait bir gündemi olmayanların korunaklı sitelerinin ortasında sessiz bir patika
yüzyıllardır bedenimde konaklayan terin davetsiz misafirliğini bitiren nemli bir serinlik başlamış
çıplak kollarıma vuran o ilk esintiyle anladım
hava yüzyıllar sonra soğumuş
yine de güneş gidip geliyor zaman zaman ısıtıyor ama uzun zamandır ilk sefer terlemiyorum
mutenalaştırılmış bir mahallede yaşıyorum
girişinde güvenliğin oturduğu bir bloktaki dairemden
bu yüzyıl gibi yirmi birinci kattaki 146 numaralı daireden (sözlük anlamlarından birine göre “bir düzlem parçası”) asansöre binip
2024 numaralı senede sessiz bir patika bulduğuma seviniyorum
yürüyüş yolumu seviyorum
düşündüm de burası biraz liverpool’a biraz vancouver’a benziyor
bunu bir an gerçekten hissediyorum buna gerçekten inanıyorum
o an liverpool’da ya da vancouver’da yürüdüğümü sanıyorum
bir banka oturdum
önümden yeni saç ektirmiş bir adam geçti galiba eşiyle birlikte
iki yan bina bir saç ektirme ve estetik operasyonları merkezi
onun karşısında büyük bir otel zincirinin sessiz bir edisyonu var
ondan biraz aşağı yürüyüp karşıdan karşıya geçince otobüs durağı var
metroya götürüyor seni
biraz daha beklersen kadıköy rıhtıma varıyorsun
neyse burası mutenalaştırılmış bir mahalle ve ben şimdi yürüyüşüme devam edip hayatımın kaç yılını daha burada geçireceğimi düşüneceğim ve çıkar bir yol muhtemelen bulamayacağım
yürüyüşümü bitirdiysem de dışarıda kalmak istedim
oturduğum banktan kalkıp otuz kırk adım daha atarsam van kahvaltı salonunda coğrafi ve kuşaksal bir nostalji türü deneyimleyen insanların hafta sonu etkinliklerinden birine şahitlik edebilirim
aynı insanlar o kahvaltı salonunun yanındaki küçük uzak doğu restoranından anime hayranı çocuklarına eve sipariş veriyorlar bazı akşamlar
ben de seviyorum orayı özellikle de çin böreklerini
bugün eylülün ortasında bir gün ve yapraklar hafiften kızarmaya başlamış
bakınız bu yalnızca sonbaharın yaklaşmakta olduğunu haber etmez
bu sıkıcı olsa da tatlı gözleme başka başka anlamlar da yüklenebilir
mesela bu ıspanaklı gözleme yeme vaktinin geldiğini de işaret edebilir
ama arkamda terli çocuklar koştururken yemek düşünemiyorum
bunun yerine bir iki saat önce yağmur yağdığı için girilmez-dokunulmaz-erişilmez mertebesine erişmiş tenis kortunu çevreleyen telleri çevreleyen koyu yeşilli turunculu bitki örtüsünün kıvrımlarını inceleyip bunun hakkında bir şeyler yazabilirim
bir anda tekrar aklıma geldi ki burası mutenalaştırılmış bir mahalle
oturduğum bankın iki alt paralelinde şehrin gözdelerinden bir avm
acaba adını metropolitan sanat müzesinden mi aldı gibi salakça bir düşünce aklımda beliriverdi
ya da bu şehrin bir türlü gerçek bir metropol olamamasının verdiği acı verici eziklikten mi
yağmurun bugünlük pes ettiğini düşünen iki sporsever şimdi tenis oynamaya korta girdiler ya da belki de öpüşmeye ya da sigara içmeye
bir de şu nereden geldiğini bir türlü çözemediğim
kokusu var görüntüsü yok sigara dumanı
her şehrin bir kokusu var diyelim hadi
böyle tuhaf romantik bir cümle kuralım ve diyelim ki bu şehrin kokusu da sigara kokusu
bir içeninin olmasına gerek yok kokusunun olması için
o aramızda yaşıyor, o allahın can verdiği ruh üflediği toz ve gaz bulutlarından oluşmuş bir mahlukat
mutena mahlukat
çoğu şey çok çirkin ve bu senin bakışın çirkin deyip de geçilecek mesele olmaktan çoktan çıkmıştır
o duman ki yerli ve milli hissiyatımızın talihsiz bir tezahürüdür
her an her yerde bulunabilir, her sınıftan her kültürden ve alt kültürden, en nezih mahallede bile bir şekilde sinsice bizi çevreler ve biz onun içinden geçerken o üstümüze siner, o bize nerede ve kimlerle iç içe olduğumuzu hatırlatır nelerle sürekli karşılaşmak ve uğraşmak zorunda olduğumuzu, kaynağının yaşamda bulamadığı çünkü çok da öyle meraklı olup da aramadığı anlamları ve tutkuları ve acınası kabullenişlerini fısıldar, hayret verici pasifliğini ve yanlış anlarda yanlış şekillerde geliştirdiği boynu bükük aktifliğini anlatır, bu kaynak alttan alta, içinde kaldığını bilmediği çocukluğunu ciğerlerinde taşıdığı için dışarı saldığı her dumanda içinden kendi kendine bir miligram daha hayat kopardığını söyler, yaşadığını ancak yavaş yavaş intihar ederken hatırladığını, bazense yaşamdan yalnızca bu şekilde keyif alabildiğini
aslında bunların hepsinin farkında ama yapacak bir şeyi kalmamış
sigara içmekten başka