“baba çocuğuna yalan söylemeyi ne zaman öğrenir / usul usul çekilmeyi, dalıp gittiğini gizlemeyi” | Kaan Koç’tan bir şiir.

Aren

 

göğsümün kırıldığı yerden patlayan çiçek

süpürgelere ve araba lastiklerine dikkat et

güneşin uv ışınları, tarih ve tanrı

öğrenildiği yerde yürümenin

yok olan bebek ayakları

 

ben korkunç bir yaz geçirmekle meşgulüm

cesur ama korkudan altını ıslatarak geceleri

güçlü ama dizkapaklarında çekiç sesleri

sakallı ama hala sivilceli

ben suyun ağzında beklemekten tartışmalı

sonradan tanınan bir insan heykeli

sonradan tamamlanan bu yüzden hiç

fotoğraflarda olduğu gibi çıkamayan

sıkışan bir pencerenin sokağa bakışı

çok yukardan

 

yüreğimin delindiği noktadan kan verdim sana

bağlarda bahçelerde yürürken ensem bozuldu

yürüyüşüm büküldü ikiye insanlar uzaklaştı

parmaklarımın renk değiştirmesi bile

benden sana çekilen sende bana çeken

dalgın seyredişlerdi

 

ben ağrı veren gülmelerle meşgulüm

duy bunu ama unut ertesinde

soranlar olabilir sana beni, şöyle söyle

o bir mağazanın camına yansıyıp yok olan

uykumun arasında kollarıyla görünüp kaybolan

durduğu yerde paslanan tren

doğru durakta inemeyen

kendi hayatından geçerken

benimkine uğrayan

 

baba çocuğuna yalan söylemeyi ne zaman öğrenir

usul usul çekilmeyi, dalıp gittiğini gizlemeyi

işe yarar gözükmeyi, dişlerini sıkmayı

uzanıp öperken yanaklarından ve parmaklarından

omuzlarında taşıdığı o şeyin karşısında

insan fark ettirmeden ne kadar kaybolabilir

 

bir gün dönüp bakarsan nerden geldiğini ararsan

tüm bu deliliğin curcunanın bu çoğalıp eksildiğin kavganın

ne diye senin başına uğradığına meraklanırsan

el salladığın kuşların açlığına yaklaş

çekindiğin insanların acılarına

parmağını sıkıştırdığın çekmecenin

kirden değişmiş boyasına

 

nerede ne kadar var olduğumu bilemeden

ne zaman nereye doğru yok olduğumu

nefesine neden yarattığımı

neden tutmak için temiz bir el aradığımı

merak edersen

 

pıhtılanmış kandın kemiği kaynatan hücre

aritmiyi bastıran kalp atışıydın sessizliği

bitiren gözyaşı koridorlarda ve sabahları

ilaçtın ekşimesinden korkulan

zaman, bozulmasından

 

artık yürümeyi öğrendin, konuşmayı

kuşanmayı kendi ağrılarını başkalarınınki yerine

göreceksin

bir gün elbet bir saniye kesin birden bir noktada

baba sadece

usul usul mürekkebi uçan bir kelime