Güven Turan

Aden, Yemen 2008. Arthur Rimbaud'nun evi... Yazıya dikkat.

Güven Turan [Gerze/Sinop, 1943] Ortaöğrenimini Samsun’da Maarif Koleji’nde tamamladı. Ankara DTCF İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi ve aynı bölümde yüksek lisansını tamamladı. İlk şiiri 1962’de yayımlandı. Şiir, öykü, eleştiri ve inceleme türlerinde ilk çalışmaları Devinim 60, Dönem, Yordam ve Alan ’67, Yazko Edebiyat gibi dergilerde yayımlandı. İngilizce okutmanlığı ve reklamcılık yaptı. 1995’ten bu yana YKY’de danışman.

Şiir_Güneşler… Gölgeler… [1981], Peş [1982], Sevda Yorumları [1990], Bir Albümde Dört Mevsim [1991] (1991 Yunus Nadi Yayımlanmamış Şiir Kitabı Ödülü), İkaros’un Uçuşu [1993], Toplu Şiirler [1995], 101 Bir Dize [1996], Gizli Alanlar [1997], Görülen Kentler [1999], İz Sürmek [2001], Cendere [2003] (2004 Altın Portakal Şiir Ödülü), Çıkış [2008], Dönüş [2010], İkinci: Toplu Şiirler 1994-2010 [2012]

Öykü_Düş Günler [1989] (1990 Yunus Nadi Yayımlanmış Öykü Kitabı Ödülü), Zemberek [2009].

Roman: Dalyan [1978] (1979 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü), Yalnız mısın? [1987], Soğuk Tüylü Martı [1992], Üçlü [2002].

Deneme-Eleştiri: Kendini Okumak [1987], Bakır Çalığı [1994], Yazıyla Yaşamak [1996], Çerçevenin Dışından [2004], Süregelen [2005] (2005 Memet Fuat Deneme Ödülü).

Çeviri: Aşk ve İsyan [K. Rexroth’tan seçme şiirler, 1991], Sınırsızdır Şiir [M. Holub’dan seçme şiirler, 1993], Seçme Şiirler [L. Glück, 1994], Seçme Şiirler [W.C. Williams, 1995], Seçme Şiirler [H.D., 1995], Demir Adam / Demir Kadın: Ted Hughes [2001], Raşid’in Dürbünü [J. Mahjoub, 2003], Garbiyatçılık [Ian Buruma-Avishai Margalit, 2009].

Güven Turan’ın Jeffers/Yeats karşılaştırması: Kuleden Bakmak, 160. Kilometre’de.

İki kült şair: Türkiye’de hiç tanınmayan, Amerikan epik şiirinin baş kahramanlarından Robinson Jeffers ve ismini bildiğimiz ama yapıtını bilmediğimiz ünlü William Butler Yeats. Yalnız yapıtlarıyla değil eksantrik hayatlarıyla da yoğun ve karmaşık iki şair. Güven Turan’ın DTCF İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde hazırladığı “W.B. Yeats ve Robinson Jeffers’ta Ortak Özellikler” konulu yüksek lisans tezi yazarın yeni önsözüyle 38 yıl sonra görev başında!

 

 

Kuleden Bakmak

Güven Turan

160. Kilometre / Metin_004

Etiket fiyatı: 11,00 TL (KDV dahil)

144 sayfa — 2. hamur — ciltsiz — 11,8 x 16 cm.

İstanbul, Nisan 2012, 1. Basım.

ISBN: 978-605-87016-0-1

Kitap tasarımı: Emrah Altınok

Editör: Ahmet Güntan

Dizgi ve Düzelti: Gizem Ayvaz, Ömer Şişman

Cem Kurtuluş

Cem Kurtuluş [İstanbul, 1985] Beraberinde olağan bazı et hareketleri getirmekte kökensel takıntılar, annesinin 2003’teki vefatı, at nalları, dil ve imge, hayatında etkileri süreksiz ama devamlı önemler kazandı. Efe Murad’la tanışıp, kişisel tarihini alet ettiği Madde Akımı Manifestosu’nu, sonra da Madde adlı şiir kitabını yayımladı. 2006′da Volkan Çelebi, Mert Bahadır Reisoğlu gibi isimlerle MonoKL’un kuruculuğunu yaptı; İngilizce, Türkçe şiir ve yazılarını Kitap-lık, Heves, Ücra, Mahfil, Karagöz, MonoKL, Adam Sanat ve The Seed gibi dergilerde yayımladı. Bir yanda ABD’nin Maine eyaletinde üniversiteli; epeydir uzak; son zamanlarda, özlemle yıkmaktan yana bazı organları poşetlemiş; gerek animasyon gerek aksiyon gerek şiir ortamlarında beraberinde gelmiş zamanlar ve kimlikler bol sürün cem e-li. 2009′dan bu yana, New York’ta sonu kaçmış kısalar çekmekte – son filmi olan The Hungry Boy’un (Aç Çocuk) galası 24 Mart 2012 tarihinde Atlanta Film Festivali’nde gerçekleşti. www.ckurt.com adresinden hakkındaki diğer bilgilere ulaşılabilir, kendisiyle her türlü dert ve proje için bağlantıya geçilebilir.

Cem Kurtuluş’un yeni şiir kitabı sürün cem e, 160. Kilometre’de.

Bir sözcük bir sözcüğü yakaladığı zaman bu an’ı çok uzun zamandır imge diye adlandırıyoruz, bu yakalamadan bir şiir çıkarmaya da çok alışmışız. Peki ya yakalayamazsa? Kovalayan sözcük öndeki sözcüğü yakalayamaz ama aradaki mesafeyi de bir türlü kapatmazsa buna ne diyeceğiz? Sürün cem e, enerjisini bir an bile düşürmeyen nefes nefese bir tempo performansı. 2000’lerin başından beri adını sıkça duyduğumuz Cem Kurtuluş nihayet karşınızda!

 

 

sürün cem e

Cem Kurtuluş

160. Kilometre / Şiir_008

Etiket fiyatı: 12,00 TL (KDV dahil)

160 sayfa — 2. hamur — ciltsiz — 11,8 x 16 cm.

İstanbul, Nisan 2012, 1. Basım.

ISBN: 978-605-87016-1-8

Kitap tasarımı: Emrah Altınok

Editör: Ömer Şişman

 

160. Kilometre: “Biz şiiri cepte taşıyanlardanız.”

“160. Kilometre’den kitapları çıkan şairlerin birbirleriyle tanışıklığı 2000’lerin başındaki yeni yönelimlere ve yeni iddialara dayanıyor. Şiirin ataletini kıracak yeni yönelimlere önem veriyoruz. Boyutlara gelince biz şiiri cepte taşıyanlardanız, akşam güneşi batarken okunacak bir melankolik metin olarak görmüyoruz şiiri, salt duygulanımın değil, düşüncenin, hayatın hayhuyunun yanına koyuyoruz, okul kantinlerinde, vapurda, otobüste şiir okunsun, tartışılsın istiyoruz, boyutlarımız bu nedenle cep boyutunda.”

 

Söyleşinin tamamını okumak isteyenleri şöyle alalım.

Ahmet Murat: “(Mehmet Said) Aydın’ın şiirlerinde süs yok denecek kadar az. Soğukkanlı bir fotomuhabir gibi gezinmiş hayatta.”

Mehmet Said Aydın’ın ilk kitabı Kusurlu Bahçe’deki şiirler, “iki ileri bir geri” bir ritimle yürüyor. Her bir dize, bir sonrakiyle ya da bir öncekiyle tamamlanmaya çalışılıyor. Dizeler doldur-boşalt yapıyor adeta. Aydın söz gelimi bir kelimeyi sevmiş diyelim- bir dizenin ya da dize grubunun yürüteci kılmasından anlıyoruz onu sevdiğini-, o kelimeyi bir dizi dize boyunca gezdiriyor: Bir “dile takılma” hali yaşatıyor ya da bir kendi kendine sayıklama hali diyelim. Bir duyuşu, bir fikri sayıklaya sayıklaya olgunlaştırıyor ve belki parlatmaya çalışıyor. Şöyle bir şey: Şiiri, zihninde kurma hali gibi hani: Bir dize vardır, zihninizde evirip çevirirsiniz, onunla kaldırımları adımlarsınız, yatağın içinde döner durursunuz. Bu arada o dizenin eklem yerlerine, çeşitlenme imkanlarına vakıf olursunuz: Karar anından önceki güzel ve size kendinizi muktedir hissettiren tereddüt sürecidir bu. Aydın’ın şiirinde böyle bir strateji seziliyor. Ama şair bunu bilinçle yapıyor. Şöyle de diyebiliriz: Şiirini bilinçli bir şekilde “sarsak” gösteriyor çünkü bu sarsaklıktaki modern edanın farkında. Nitekim, her böyle bir dize grubunun ardında, hesaplı tekdüzeliği kıracak ve o bölümle uyumsuz bir dize geliyor.

Aydın’ın şiirlerinde süs yok denecek kadar az. Soğukkanlı bir fotomuhabir gibi gezinmiş hayatta.  Kendini süse teslim etmemek için direndiğini seziyorsunuz. Sanki önce kırılgan ve süslü bir şiir yazıyor, sonra süsten ve duygudan arındırma ameliyesi için bu şiirin üzerinden ikinci kez geçiyor. Bence bu gerilim Aydın’ın, kendi şiirlerinde, Kürt olmanın siyasetçe baskılanmış melankolisinin yüzeye vurmasına izin vermesiyle ilgili.

Aydın solcu bir şair ama bireyciliği baskın. Şiiri bireycilik yaparken, arada bir gelen bir tek -ya da iki tek- dizeyle, solculuğunu hatırlıyor adeta. (“utanarak: pantolon giyiyoruz ve kot işçileri ölüyor”)

Aydın bir Kürt şair, Kürtçü bir şair gibi aynı zamanda. Ama Türkçesi Türkçe, hatta Türkçü.

İtibar, Mart 2012.

Ahmet Murat: “(Ahmet Güntan’ın kendi kendine sorup cevapladıkları) Antik felsefenin, profesyonelleşmeden önceki kayıtlarını tutan diyaloglara benziyorlar.”

Bizim açımızdan bu senenin önemli kitaplarından biri Güntan’ın şiirgeldikelimedeboğuldu’su. Şairin yıllar yılı dergilerde yayınladığı söyleşileri/söyleşmeleri bu kitapta bir arada.  Şiir için şiirden bile vazgeçebilecek bir şairin, şiirin şiir olmadan önceki halini yazan bir şairin diyalogları. Bu diyalogların bir kısmı, şairin kendi kendine sordukları ve bu sorulara yanıtlarından oluşuyor. Antik felsefenin, profesyonelleşmeden önceki kayıtlarını tutan diyaloglara benziyorlar. Hani filozoflar henüz sokak adamıdır, mistiktir, acemidir, şairdir filan. Platon bile bütün Platonluğuna rağmen bu diyaloglarda daha bir akrandır, kafa dengidir, kolay adamdır. Ama şöyle, kitap boyunca keyif alınmıyor hiç, ders alınıyor, ibret alınıyor; biraz da bütün bir edebiyat kamusu adına dayak yemeyi göze almanız gerekiyor. Bir şairin son on küsur yılında kendisini nasıl yeniden inşa ettiğine retrospektif bir bakış imkanı.

Ahmet Güntan’ın etkilendiği isimleri anarken gösterdiği müdanasızlıktan ve coşmuş vefa duygusundan etkilendim. Kendi seyri ve sorguçluğu zaten onu Parçalı Ham çizgisine getirecekmiş ama Arslanbenzer’den bahsedişi, okurda, Parçalı Ham’a onu okuduktan sonra ulaştığı fikrini uyandırıyor. Sanırım buna kendisi de itiraz etmez; çünkü Güntan imece ve “kardeşlik” zamanlarından kalma birine benziyor.

Güntan’ın çelişkileri var. Mesela kastettiği halk bence bir kurgu. Tarkovski’nin kastettiği halk gibi; o da bütün o filmlerini halk için yaptığını, halk için yaptığından ötürü öyle yapmak zorunda kaldığını söylüyordu. Halka saygı duymanın, sanatçıyı halkın yararına olarak, gerçek sanatını ortaya koymaya zorlayacağını söylüyordu. Halk için savaşmaktan bahsederken de dikkatli olmalı. Halk, bakalım bu savaşı istiyor mu? Tarih boyunca, Anadolu’da yaşayan Türkler –bazı Kızılbaşlar hariç- iktidarla geçinmenin mutlaka bir yolunu bulmuşlardır. Ayaklanma yerine sabretme, devrim yerine tevekkül, isyan yerine teenni tarafında yer almışlardır. Çünkü Sünnilik biraz bunu gerektirir. Başka çelişkiler de var kitaptaki görüşlerde ama bunlara Güntan’ın kendisi de işaret ediyor zaten. İşaret ediyor yanlış oldu, bunlardan besleniyor ve hatta bunların düzene girmesinden korkuyor sanki. Düşüncenin şiire boyun eğenini seviyor o, şiiri mahcup edenini değil.

Bir-iki keşke: Güntan, -tamam, kapı gibi manifestosu var ama yine de manifestodaki sızdırmasızlığı esnetecek bir biçimde- “Parçalı Ham” hakkında daha fazla konuşmuş olsaydı keşke. Yayıncı (160. Kilometre) sayfa tasarımını yaparken yazıyı sola yaslamak yerine bloklasaydı keşke.

İtibar, Mart 2012.

Artvin’e gittiniz mi?

Osman Çakmakçı: “Kapitalizme boyun eğen şiirden nefret ediyorum.”

Söyleşi: Osman Çakmakçı – Ömer Şişman

 

Aşağılık Sanat’ta 1990’dan 2011’e 21 yılı kat eden bir yazı yolculuğunun önemli köşe taşları var. Bu toplamı bir arada görmek sana neler düşündürüyor?

Öncelikle bu yazı ve şiir yolculuğunu bir arada bir bütün olarak görmek beni de heyecanlandırıyor. Bir de hemen hemen daima aynı çizgiyi korumuşum. Yani tespitlerim hep belirli bir temel çerçevesinde yapılmış. Bu çok önemli, çünkü bir şairin/sanatçının bir meselesi olmalı; ben kitaba bakınca belli bir meselenin etrafında toplandığını görüyorum yazıların. Bunun zaten bilincindeydim, ama böyle bir arada okuyunca çok daha belirgin hale geliyor. Başından beri hep şiir sanatlarından uzak durmaya çalıştım; şiiri yalınlaştırmayı yeğledim; şiiri bir varoluş sorunu olarak gördüm; insanla yeryüzünün çatıştığı bir alandır şiir. İnsan Doğa’dan kopuktur; Doğa kendi bildiğince var olur. Şairin trajedisi budur.

 

(daha fazla…)

160. Kilometre’nin anket defterinden: Ömer Şişman.

Şair olmasaydınız ne olurdunuz?

Kaleci.

 

Neden şiirle ilgilenmeye başladığınızı hatırlıyor musunuz?

Hatırlıyorum. 15 yaşında 10 yıllık düzenli ve kimi epey dolaşık tiklerimi bırakıp âşık olmuş, şiir ve sigaraya başlamıştım. Bir karar alarak filan değil. Olaylar öyle gelişmişti. Birinin başlaması ile öbürünün sönümlenmesi ilişkili midir, bilmem, belki. Bildiğim, hepsi 15 yaşında oldu.

 

İlgisiz birine, neden şiirle ilgilenmesi gerektiğini tek cümlede nasıl anlatırdınız?

Doğru şiire rastlamamışsındır.

 

Dünya kendiniz ve başkaları için mükemmel olsaydı yine şiir yazar mıydınız?

Mükemmelliğe saldırma isteğimi durduramazdım, asıl o zaman yazardım.

 

Şiir bir sanat olmasaydı en çok hangi insan eylemine benzerdi?

Düşünmek.

 

Hiç Artvin’e gittiniz mi? Gittiyseniz neden ve gitmediyseniz neden?

Gitmedim. Burası Kadıköy buradan çıkış yok.

 

Şiiriniz değişse bile sadık kaldığınız bir şey var mı?

Amaçla -sam da -masam da: Mizacım.

 

Elinizde sihirli bir değnek olsaydı, geriye dönüp şiir tarihinde neyi değiştirmek isterdiniz?

Nâzım Hikmet yasaklanıp tekrar yaygın dolaşıma girmek için 60’ları beklemesin, Orhan Veli hiç değilse bir on on beş yıl daha yaşasın.

 

Artık aramızda olmayan hangi şairlerle tanışmak isterdiniz?

Tanışmak istemem. Mazinin büyük şairlerinin yaşamlarını aklıma estikçe bir hayalet gibi görünmeden izlemek isterdim.

 

Okur olmasa dilin intikamı olabilir mi?

Dil öldü (ölüyü şiir sanıyorlar şimdilik), haberiniz yok mu?

 

“Bir gün bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz yüce şairler mi getiririz?”

Tabii. Gerekirse imza kampanyası düzenleriz.